Cumhuriyetçi, Kemalist Demokrat TÜRKİYE; Gazeteci-Yazar, Makine Yüksek Mühendisi Mehmet Arif Demirer
19 Şubat 2019 Salı
İki Güçlü Kalem Gazeteci Yazar "13. ANKARA KİTAP FUARINDA" Mehmet Arif Demirer Araştırmacı Gazeteci Tarihçi Yazar - Gazeteci, Araştırmacı Atatürkçü Düşünür-Kemalist Yazar Hüsnü Merdanoğlu
22 Ocak 2019 Salı
YERLİ VE MİLLİ KONULAR "Mehmet Arif Demirer" (ANAYURT Gazetesi, 22 Ocak 2019) -Ne gerek vardı ‘Yerli ve Milli’ bir tesisimizi Araplaştırmaya? Katarlı ortak tank konusunda çok ileri bir teknolojiye mi sahip? Bir ihale süreci gerekmez miydi? Yapıldı da biz mi duymadık?
YERLİ
ve MİLLİ KONULAR
ANAYURT
Gazetesi Mehmet
Arif Demirer 22 Ocak
2019
Tank Palet
Fabrikası hem yerli idi hem de milli. Hiç çekinmeden adı sanı belli bile
olmayan bir Katar kuruluşu ile iktidara yakın bir Türk şirketine 25 yıl süre
ile “devrettik.”
Akla gelen
sorular:
Ne gerek vardı ‘Yerli ve Milli’ bir tesisimizi
Araplaştırmaya? Katarlı ortak tank konusunda çok ileri bir teknolojiye mi
sahip?
Bir ihale süreci gerekmez miydi? Yapıldı da biz mi
duymadık?
Arifiye’deki
tesisi 1980 yılında Adapazarı’ndaki Türkiye Zirai Donatım Kurumu fabrikalarında
Avusturya’nın STEYR traktörlerini üretirken Avusturyalı otomotiv mühendisleri
ile birlikte gezmiştim. Ziyaret sonunda ortak görüşümüz: Türkiye’nin en
gelişmiş otomotiv fabrikası. O tarihte tank yenileme çalışmaları yapıyor, eski
tankları sıfırdan yeniliyorlardı.
Arifiye’deki
Yerli ve Milli tesisin işletmesini devir alan yerli ortak
Katar’lı
ortağın kimliği henüz bilinmiyor
Geliniz bir
hesap yapalım. Türkiye’de çok yükse oranda yerli parçalarla üretilen otomobil
fabrikaları (TOFAŞ, Renault, Otosan, Toyota ve Hyndai) var iken komple ithal
otomobil satışları çok yüksek. Osmanlı’nın Araba Sevdamız tutkusu ithal
otomobile dönüştü.
Cari açığa 7
milyar Euro olumlu katkı iki şekilde gerçekleşebilir:
Tanesi ortalama
10 bin Euro’dan 700 bin adet ihracat.
İthal ettiğimiz
tüm otomobillerin sıfırlanması (artık öğle Mercedes filan yok) artı ihracat.
1966 yılından
beri Türkiye’de otomotiv sektörün içinde bulunan bir makine mühendisi olarak yerli
ve milli otomobil projesi ile ilgili aklıma gelen bir soru:
ABD ve
Avrupa’nın 100 yıllık, Uzakdoğu’nun 50 yıllık dev şirketleri ile rekabete
girecek olan bu yerli ve milli otoya, Türkiye’de beş yerli fabrika üretim
yaparken ne gerek var?
Otomotiv sektörün
ruhu yapmak değil satmak ve satış sonrası hizmetleri kusursuz verebilmektir.
Özellikle bu alanlarda rekabet had safhadadır. Biz, sıfırdan başlayarak,
Mercedes, BMW, VW, Ford, gibi Batı’nın güçlü kuruluşları ve Japonya ile
Kore’nin dinamik otomobil fabrikaları ile yarışa girecek yılda 700 bin adet
otomobil satacağız?
Hesap mı
bilmiyoruz, diye düşünüyorum.
“YERLİ ve MİLLİ”
Toplam nüfusları
1 milyara yakın 24 yabancı ülkenin parlamentosunda “Türker 1915’de Soykırım uygulayarak …. adet Ermeni öldürdü”
şeklinde kararlar çıkmış. Biz bu kararlara karşı ya cılız bir kınama tepkisi
göstermişiz ya da susmuş sessiz kalmışız.
2016 yılında
profesyonel soykırımcı Almanların Bundestag’ı da Türkiye’yi soykırımcı yapan
kervana katlınca hem üyelerine Almanca ağır bir açık Mektup yazdım hem de
piyasada ne varsa (kitap, makale, tez vd.) topladım. Kısmen okudum.
Kütüphanemde seksene yakın kitap var. Çoğunluk Türk bilim adamlarının eserleri.
İçlerinde İngilizce tek bir kitap var: Prof. Dr. Kemal Çiçek’in The
Great WarandtheForced Migration of Armeniansbaşlıklı kitabı. 2005
yılında İrlanda’da basılmış. Aradan 14 yıl geçmiş.
Gelin Yerli ve Milli ama İngilizce bir kitap ile 1915’in
gerçeklerini tüm dünyaya sunalım.
1915 OSMANLI
DEVLETİ SOYKIRIM UYGULAYARAK ERMENİLERİ ÖLDÜRTMÜŞ
PARLAMENTOLARINDAN SOYKIRIM İDDİALARI HAKKINDA KARAR ALAN ÜLKELER
PARLAMENTOLARINDAN SOYKIRIM İDDİALARI HAKKINDA KARAR ALAN ÜLKELER
AVRUPA
ÜLKELERİ – 11 ülke + Vatikan
Fransa
İsveç
Hollanda
Belçika
Lüksemburg
İsviçre
Avusturya
Çek
Cumhuriyeti
İtalya
Vatikan
Litvanya
Almanya
KUZEY
AMERİKA ÜLKELERİ – 1 ülke
Kanada
GÜNEY
AMERİKA ÜLEKLERİ – 7 ülke
Brezilya
Arjantin
Uruguay
Bolivya
Paraguay
Şili
Venezuella
Yunanistan
Güney
Kıbrıs Rum Cumhuriyeti
Bulgaristan
Rusya
Suriye
Lübnan
31 Aralık 2018 Pazartesi
2018 SONUNDA OSMANLI ÖZLEMİ ÇEKEN ATATÜRK KARŞITLARINA ÖNERİLER "Mehmet Arif Demirer" CUMHURİYETÇİ DEMOKRAT TÜRKİYE DERGİSİ & 1 OCAK 2019 GÜNÜ İLE 6 YIL SÜRECEK ‘100. YIL DÖNÜMLERİ DÖNEMİ’ BAŞLIYOR
2018 SONUNDA
OSMANLI ÖZLEMİ ÇEKEN "ATATÜRK KARŞITLARI"NA ÖNERİLER
Mehmet Arif DEMİRER
Birileri “En az
yüzde elli iki evlerinde dişlerini sıkarak beklemektedir…” demiş. Bekleyenler
arasında Osmanlı Ocakları mensubu Kırmızı Yelekliler de varmış. Muhtemelen
Prof. Erbaş’ın 9 Kasım günü yaptığı insani ziyareti alkışlayanlar da Cumhuriyet
ve ATATÜRK düşmanı Necip Fazıl adına her yıl Aralık ayında ödül törenleri
düzenleyenler de Osmanlı özlemi ile yanıp tutuşan T. C. vatandaşlarıdırlar.
Bu
vatandaşlarıma sesleniyor ve aşağıda sıralayacağım somut önerilerimi sunuyorum:
BİR – 20 Aralık 1881
tarihli Muharrem Kararnamesini ve Düyun-u Umumiye İdaresini çok iyi inceleyin.
İmparatorluğun çöküşünü hazırlayan bu, Devlet içinde Devlet olan İdare’ye neden
boyun eğdiğimizi ve idaresinde nelere katlandığımızı öğrenin. Özleminizin bir
çeyreğini iptal edeceksiniz.
İKİ – 28 Ekim 1913
tarihinde imzaladığımız Türk – Alman Askeri İttifakı şemsiyesi altında 1. Dünya
Savaşı’nda Osmanlı Ordusunda görev yapan iki bin Alman subay, general ve amiral
sayesinde; Savaş’a nasıl sürüklendiğimizi, Sarıkamış ve Kanal Harekatını kimlerin
(Genelkurmay, Ordu ve Kolorduların kurmay başkanları Alman binbaşı, yarbay ve
albaylar) ne amaçla (Rus ve İngiliz askerlerini Batı cephelerinden uzaklarda
tutmak) planladıklarını ve Savaş’ın uzak cephelerinde yüzbinlerce Türk
askerinin nasıl telef olduğunu öğrenince özleminizden bir çeyrek daha
eksilecek.
Bu aşamada
özleminizin hala daha yarısı duruyor. Dursun. Daha iki önerim var.
ÜÇ – Mustafa
Kemal ATATÜRK’üçok eksik tanıyorsunuz. Bunda kusur size değil size O’nu doğru
dürüst tanıtamayanlarda. Bir örnek. İddialı ve ATATÜRK ile ilgili bir ilçe
dergisinin 29 Aralık 2018 tarihli sayısının ikinci sayfasında Niçin ATATÜRK ?
başlıklı başyazısı 380 sözcük içeriyor ! 377 sözcük asker ve devlet kurucusu
ATATÜRK’ü anlatıyor. Üç sözcük (sanayi tesisleri, işletmeler) yazıya adeta
zorla sıkıştırılmış ?
Oysa ATATÜRK,
Osmanlı’nın aç ve çıplak bıraktığı Anadolu ve Trakya’daki enkazdan on beş yılda
(1923 – 1938) modern bir ülke ve sağlam milli bir ekonomi oluşturmuştur. Sizler
İktisatçı ATATÜRK’ü tanımıyorsunuz. Tanısanız Osmanlı özleminizden bir çeyrek
daha kopup gidecektir.
DÖRT – Elhamdülillah Müslümansınız. Bugün eğer İslam dininin kitabını
anlayabiliyorsanız Kuran’ın Türkçe mealini hazırlatan ATATÜRK’e borçlusunuz. O’nun
bu girişimi olmasa idi, dualarınızı, ne anlama geldiğini bilmeden, ezberleyerek
tekrarlıyor olacaktınız. Eğer bugün İslam Dinini bilerek ve anlayarak “Benim”
diyebiliyorsanız bunu da ATATÜRK’e borçlusunuz. Gitti mi son çeyrek de? Gitti
değil mi?
Özetlersek
Osmanlı’yı Fatih ve Kanuni parantezinden çıkarak 1854 – 1918 dönemini
öğrenirseniz, ATATÜRK’ü de yalnız ‘Asker – Devrimci Devlet Kurucusu’ değil de
18 milyon T. C. vatandaşına iş, aş, sağlık ve eğitim hizmetlerini vererek
açlıktan ve Algın hastalıklardan kurtaran iktisatçı ayrıcaKuran’ın mealini Türk
vatandaşların anlayacağı dilde yayımlanmasını sağlayan bir din reformcusu
olduğunu da göz önünde bulundurursanız neden Osmanlı özlemi çektiğinizi ve
neden ATATÜRK karşıtı olduğunuzu siz de anlayamayacak ve bugüne kadar ne kadar
yanlış düşündüğünüzü itiraf edeceksiniz.
NABZA
GÖRE ŞERBET: “BAŞARILI BİR DENGELEME SÜRECİNE GİRDİK”
25 Aralık 2018
tarihli Hürriyet’te Vahap Munyar’ın yazısında bir büyük banka genel müdürü
şöyle konuşmuş: “Alınan etkin tedbirlerle bir normalizasyon ve toparlanma
sürecine girdik.” Demek ki, bu tedbirler alınmadan önce dağınık bir durumda
idik. Tedbirler ? Merkez Bankası faizi % 24.5. Toparlanma sürecinde enflasyon %
21. Mevduat faizi % 22. Kredi faizi % 30. (Anayurt Gazetesi/31 Aralık 2018-Ankara)
CUMHURİYETÇİ DEMOKRAT TÜRKİYE DERGİSİ
Mehmet Arif DEMİRER
Yeni bir dergi şevkle, heyecanla ve geleceğe dönük
umutlarla yüklü olarak hazırlanır: Kendini (yazarlar kurulunu) tanıtır,
okuyucusuna ne tür mesajlar vereceğini planlar ve ilk sayı çıkana kadar ilk
sayıya girecek yazılar birkaç kez gözden geçirilir, başlıklar değiştirilir,
ülkenin içinde bulunduğu olaylar dikkatle izlenir, son gelişmelere göre
derginin kapağı bile son anda değiştirilebilir.
Ben, üç derginin ilk ikisinin (FORUM ve AKİS) ilk
sayılarını merakla bekledim ve dikkatle okudum. FORUM, 1 Nisan, AKİS ise 15
Mayıs 1954 tarihinde çıkmıştı. Arada 2 Mayıs seçimleri yapılmış ve Demokrat
Parti, cumhuriyet tarihinin en yüksek oyunu (% 58+) almıştı.
FORUM ağırbaşlı bir kapak ile tanıtmıştı
yazarlarını:
Türkiye’nin TIME Dergisi hedefi ile AKİS ise ilk sayılarında
DP’ye daha yakındı sanki?
İlk sayı (Cumhurbaşkanı) İkinci sayı (Başbakan) Beşinci sayı (Muammer Karaca)
AKİS,
Muammer Karaca’yı ‘Rekor Kıran Aktör’ diye tanıtmıştı. Etnan Bey Duymasın’ı
herkes (Menderes de) hoşgörü ile izlemişti.Savcılara fazla mesai
yaptırılmamıştı.
İlk sayısından (15 Eylül 1979) itibaren içinde
bulunduğum Yeni Forum ise Türkiye’nin; sağ-sol sokak kavgalarının
yaşandığı, her gün 5 – 10 gencin hayatını yitirdiği, kaotik bir döneminde
çıkarken komşum ve dava arkadaşım Aydın Yalçın’ın Niçin Çıkıyoruz? başlıklı
ilk başyazısında altını kalın çizdiği şu sözcüklerle önemli bir durum tespiti
yapmıştı:
“…
vatandaş olarak, meslek sahibi kimseler olarak bunalım içindeyiz. Bazı şeyleri
yüksek sesle söylemek, haykırmak istiyoruz. Üzüntülüyüz, tedirginiz ve endişe
içindeyiz. Her an tehdit altında olduğumuzu bilmemize rağmen kendi canımız ve
şahıslarımız için korkmuyoruz. Fakat
memleketin geleceğinden, Türkiye’mizdeki hürriyet rejiminin akıbetinden ve
nihayet yeni yetişen kuşakların ruh sağlığından ciddi kaygı duyuyoruz…”
İlk Forum’un çıktığı 1954 yılı ile 1979’u kıyaslayan
Aydın Bey şöyle devam etmiş:
“Bugün
yurdun çok dahaağır, çok daha karmaşık sorunlarla karşı karşıya bulunduğu bir
dönemde, ilk Forum’u kuranlardan bir kısmımız, yeni ve taze güçlerin de
desteğiyle, yeni baştan benzer bir girişimde bulunuyoruz. Yazılarımızı belirli
bir fikri düzeyde tutarak, dengeli ve ölçülü olma ilkelerimizden fedakarlıkta
bulunmadan, kamuoyuna yeniden sesleniyoruz.”
Bizler Yeni Forum’dan seslenmeye devam ettik, 14
Ekim 1979 ara ve senato üçte bir yenileme seçimlerinde hezimete uğrayan Ecevit istifa
etti, Demirel, Erbakan’ın kerhen desteklediği ama içinde yer almadığı bir
azınlıkhükümeti kurdu. Sokak olayları durmadı, 1980 yazında TBMM bir
cumhurbaşkanı seçemedi ve 12 Eylül Darbesi balyoz gibi geldi ve Merkez Sağ’ı
karpuz keser gibi ikiye böldü: ANAVATAN ve Doğru Yol Partileri doğdu.
19 Mayıs 1919 güneşinin 100üncü yıldönümünün başında
Cumhuriyetçi Demokrat Hareketi’nin yeni Dergisi, Cumhuriyetçi Demokrat TÜRKİYE, 1954
ve hatta 1979 ile kıyaslanmayacak ölçüde daha ağır ve karmaşık sorunları
bulunan bir Türkiye’ye bir Umut Güneşi
olmak hedefi ile doğuyor.
1954 ve 1979 yıllarında;
1 -İnönü’nün ve Demirel’in başındaki muhalefet
partileri bugünküler gibi etkisiz değildi,
2 -Cumhuriyet’in temel ilkeleri ve ATATÜRK ile
sorunu olmayanlar bölünmemişlerdi,
3 -Kişi başına dış borç 29 bin 500 lira (beş bin
küsur dolar) değildi,
4 -Kadın cinayetleri, çocuk tacizcileri yoktu,
hayvanlara işkence yapıldığı duyulmazdı,
5 -Kırmızı Yelekliler (Osmanlı Ocakları) gibi
kinci-dinci gruplar yoktu,
6 - Yüzlerce Harp Okulu öğrencisi cezaevinde
hükümlü değildi,
7 -Çankaya ve Şişli’de ikamet eden seçmenler gayri
milli ilan edilmezlerdi,
8 -Diyanet İşleri Başkanı, 10 Kasım’dan bir gün önce
pespaye bir adamı ziyaret etmezdi,
9 -Cumhuriyet ve ATATÜRK düşmanı olan Necip Fazıl’a ödüller
düzenlenmezdi,
10-En önemlisi;
yargı bugün olduğu gibi siyasallaşmamıştı.
Bu listeyi uzatmakmümkün ama gereksizdir. İçinde
yaşadığımız ve eleştirirken tereddüt ettiğimiz koşulları hiçbir zaman
değiştiremeyeceğimizi düşünmek; bizlere Merkez Solu temsilen Cumhuriyetçiler
ile ATATÜRK ve Cumhuriyet ile en ufak bir sorunu bulunmayan, Merkez Sağı
temsilen Demokratları, aramızdaki
anlaşmazlıkları buz dolabının derin dondurucu bölümüne koyup unutarak, birleştirmek ve etkili bir
muhalefet hareketini başlatmak görevini vermiştir: Madem ki, yukarıdaki listede belirtilenlerden şikayetçisin, onları
değiştirmek için gerekeni yap, kaçma. Cumhuriyetçi Demokrat Hareketin özeti
budur:
***
01 OCAK 2019 GÜNÜ İLE 6 YIL SÜRECEK "100. YIL DÖNÜMLERİ DÖNEMİ" BAŞLIYOR...
Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi
Hatırlayalım:
BİR -19 Mayıs 1919 – 100. Yıldönümü
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi ile çöküşü noktalanan Osmanlı Devleti’nin düşman askerleri tarafından işgalleri başlamış, ülke karanlığa gömülmüştü. 19 Mayıs 1919 günü bir güneş doğmuş,ardından TBMM’ne yönelik adımlar atılmıştı:
22 Haziran Amasya Tamimi - http://www.amasya.gov.tr/amasya-tamimi-22-haziran-1919http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-40/amasya-tamimi-ve-ataturkun-amasyadaki-faaliyetleri
23 Temmuz – 7 Ağustos Erzurum Kongresi http://www.atam.gov.tr/nutuk/erzurum-kongresinin-bildirisi-ve-kararlari
4 – 11 Eylül Sivas Kongresi http://www.sivas.gov.tr/4-eylul-sivas-kongresi
27 Aralık Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Ankara’ya gelişi http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-29/ataturkun-ankaraya-gelisi-2
İKİ -23 Nisan 1920 – TBMM, Türkiye Büyük Millet Meclisi – 100. Yıldönümü https://www.tbmm.gov.tr/kultursanat/23_Nisan.htm
ÜÇ -22 Ağustos – 13 Eylül 1921 – Sakarya Meydan Muharebesi – 100. Yıldönümü http://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/sakarya-meydan-savasi-hakkinda
DÖRT -26 – 30 Ağustos 1922 – Büyük Taarruz – 100. Yıldönümü https://www.haberturk.com/gundem/haber/1611615-buyuk-taarruz-nedir-26-agustos-baskomutanlik-meydan-muharebesi(TBMM Kararı ile Saltanatın kaldırılması, 1.11.1922)
BEŞ–24 Temmuz Lozan Barış Antlaşması ve 29 Ekim 1923 Türkiye Cumhuriyeti100. Yıldönümühttp://www.atam.gov.tr/duyurular/cumhuriyetin-ilani
ALTI -3 Mart 1924 – Hilafetin İlgası (Kaldırılması) – 100. Yıldönümühttp://www.atam.gov.tr/duyurular/halifeligin-kaldirilmasi
Falih Rıfkı Atay, 3 Mart 1924 günü başlatılan Cumhuriyet Devrimleri için,
“Türkiye’yi Orta Çağa bağlayan bütün köprüler atılacaktı”
diye yazmıştır. İlk adım Hilafetin kaldırılması idi.
Önümüzdeki 6 yıl boyunca bu olayları hatırlayacak ve Cumhuriyetimizi nasıl kurduğumuzu konuşacak ve yazacağız.
Müflis Osmanlı Devleti’nin aç ve çıplak bıraktığı Türk insanı, Mustafa Kemal Paşasının önderliğinde her türlü güçlüğü ve düşmanı yenerek 15 yılda herkesin gıpta ettiği Yeni Türkiye’yi yaratmıştır.
1938 yılı Türkiye Cumhuriyeti’nin en ayrıntılı bir şekilde envanteri çıkarılmış bir yıldır. Tüm iller 15. Yıl kitapları yayımlamışlardır. ATAM bunların tıpkıbasımlarını yayımlamıştır, yaklaşık 4500 sayfa. CHP 610 sayfalık 15. Yıl kitabı yayımlamıştır. Ünlü The Times Gazetesi 9 Ağustos 1938 günü 40 büyük sayfa özel Türkiye ilavesi vermiştir: TheTurkishNumber. ULUS Gazetesi’nin 29 Ekim 1938 ilavesi 96 sayfadır.
1938 yılına yönelik kilometre taşları ise yukarıda sıraladığım 6 yılda yaşanan olaylardır. Bunları çok iyi bilirsekCumhuriyetimizin değerini daha iyi anlamış oluruz.
ANAYURT Gazetesi
Ankara, 01 Ocak 2019
Hatırlayalım:
BİR -19 Mayıs 1919 – 100. Yıldönümü
30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Mütarekesi ile çöküşü noktalanan Osmanlı Devleti’nin düşman askerleri tarafından işgalleri başlamış, ülke karanlığa gömülmüştü. 19 Mayıs 1919 günü bir güneş doğmuş,ardından TBMM’ne yönelik adımlar atılmıştı:
22 Haziran Amasya Tamimi - http://www.amasya.gov.tr/amasya-tamimi-22-haziran-1919http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-40/amasya-tamimi-ve-ataturkun-amasyadaki-faaliyetleri
23 Temmuz – 7 Ağustos Erzurum Kongresi http://www.atam.gov.tr/nutuk/erzurum-kongresinin-bildirisi-ve-kararlari
4 – 11 Eylül Sivas Kongresi http://www.sivas.gov.tr/4-eylul-sivas-kongresi
27 Aralık Mustafa Kemal Paşa ve arkadaşlarının Ankara’ya gelişi http://www.atam.gov.tr/dergi/sayi-29/ataturkun-ankaraya-gelisi-2
İKİ -23 Nisan 1920 – TBMM, Türkiye Büyük Millet Meclisi – 100. Yıldönümü https://www.tbmm.gov.tr/kultursanat/23_Nisan.htm
ÜÇ -22 Ağustos – 13 Eylül 1921 – Sakarya Meydan Muharebesi – 100. Yıldönümü http://www.atam.gov.tr/ataturkun-soylev-ve-demecleri/sakarya-meydan-savasi-hakkinda
DÖRT -26 – 30 Ağustos 1922 – Büyük Taarruz – 100. Yıldönümü https://www.haberturk.com/gundem/haber/1611615-buyuk-taarruz-nedir-26-agustos-baskomutanlik-meydan-muharebesi(TBMM Kararı ile Saltanatın kaldırılması, 1.11.1922)
BEŞ–24 Temmuz Lozan Barış Antlaşması ve 29 Ekim 1923 Türkiye Cumhuriyeti100. Yıldönümühttp://www.atam.gov.tr/duyurular/cumhuriyetin-ilani
ALTI -3 Mart 1924 – Hilafetin İlgası (Kaldırılması) – 100. Yıldönümühttp://www.atam.gov.tr/duyurular/halifeligin-kaldirilmasi
Falih Rıfkı Atay, 3 Mart 1924 günü başlatılan Cumhuriyet Devrimleri için,
“Türkiye’yi Orta Çağa bağlayan bütün köprüler atılacaktı”
diye yazmıştır. İlk adım Hilafetin kaldırılması idi.
Önümüzdeki 6 yıl boyunca bu olayları hatırlayacak ve Cumhuriyetimizi nasıl kurduğumuzu konuşacak ve yazacağız.
Müflis Osmanlı Devleti’nin aç ve çıplak bıraktığı Türk insanı, Mustafa Kemal Paşasının önderliğinde her türlü güçlüğü ve düşmanı yenerek 15 yılda herkesin gıpta ettiği Yeni Türkiye’yi yaratmıştır.
1938 yılı Türkiye Cumhuriyeti’nin en ayrıntılı bir şekilde envanteri çıkarılmış bir yıldır. Tüm iller 15. Yıl kitapları yayımlamışlardır. ATAM bunların tıpkıbasımlarını yayımlamıştır, yaklaşık 4500 sayfa. CHP 610 sayfalık 15. Yıl kitabı yayımlamıştır. Ünlü The Times Gazetesi 9 Ağustos 1938 günü 40 büyük sayfa özel Türkiye ilavesi vermiştir: TheTurkishNumber. ULUS Gazetesi’nin 29 Ekim 1938 ilavesi 96 sayfadır.
1938 yılına yönelik kilometre taşları ise yukarıda sıraladığım 6 yılda yaşanan olaylardır. Bunları çok iyi bilirsekCumhuriyetimizin değerini daha iyi anlamış oluruz.
24 Aralık 2018 Pazartesi
ULU HAKAN ABDÜLHAMİT’İN DUYDUĞUM EN BÜYÜK YANLIŞINI TAKDİM "Mehmet Arif DEMİRER" (ANAYURT Gazetesi-24 Aralık 2018)2023 Dergisi’nin 87.inci sayısında Mustafa Çankaya imzalı bir yazı!..
ULU HAKAN ABDÜLHAMİT’İN DUYDUĞUM EN BÜYÜK YANLIŞINI TAKDİM Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi
Ankara, 24 Aralık 2018
2023 Dergisi’nin
87.inci sayısında Mustafa Çankaya imzalı bir yazı yayımlanmış. Başlığı şöyle: Kemalizm
ve Sabetayizm. Türk Sabetaylarını; tek bir isim ya da örnek vermeden
genellikle suçlayan ve günümüzde İsrail’in ali çıkarlarına hizmet verdiklerini
iddia eden yazarın ATATÜRK döneminde de daha sonraki yıllarda değişen rollerini
uzun uzun (yazı 24 sayfa A4) anlatmış. Keşke bazı isimler verseydi de
tanısaydık bu Sabateyları.
Bu yazıda
Viyanalı Yahudi Avukat Dr. Theodor Herzl, Yahudilerin temsilcisi olarak
1890’lı yılların sonuna doğru İstanbul’a gelmiş ve Abdülhamit’e,
“…
Osmanlı Devleti’nin yabancı devletlere olan borçlarının (Düyun-u Umumiye)
kendileri tarafından ödenmesi karşılığında, Filistin’de toprak satılmasını
önermiştir…”
Yazar Mustafa
Çankaya bilmiyor olabilir, ben hatırlatayım, tahtta bulunduğu yıllarda
Kudüs’teki Yahudilerin nüfusu yaklaşık 7 binden 28 bine çıkmıştı.
Yazar şöyle
devam ediyor:
“Yahudilerin ve
Batılıların ‘Kızıl Sultan’ olarak anmayı alışkanlık haline getirdikleri II
Abdülhamit, devlet adamına yaraşır bir kararlılıkla, 'Millete ait olan
topraklardan bir karış bile” satamayacağını Herzl’e bildirmiştir.’ "Yazar Çankaya bu
yazdıklarının kaynağı olarak görüşlerine ve yazdıklarına hiç katılmadığım Sayın
Çetin Yetkin’in bir yayınını göstermiş.
Mürekkebi daha
kurumadı.
Kemalist demokrat TÜRKİYE Dergisinin son (2018/6) sayısında Ulu Hakan hakkında Prof. Kaptan Kaptangil’den alıntı şöyle bir yazı var:
Kemalist demokrat TÜRKİYE Dergisinin son (2018/6) sayısında Ulu Hakan hakkında Prof. Kaptan Kaptangil’den alıntı şöyle bir yazı var:
“Osmanlı’nın gelir getiren kaynaklarının önemli bir
kısmına el konulması, Osmanlı ekonomisini krizden krize sürüklemiştir. Devlet
Bütçesi hiçbir zaman denkleştirilememiştir. Ekonomik yaptırımlar için Düyun-u Umumiye’den izin almak koşulu
getirildiğinden yeni vergi alınması, yeni vergi konulması yoluna
gidilememiştir… Çare olarak “yardım toplama” işlemine baş vurulmuş fakat
yetmemiştir…
“II. Abdülhamit, gelir getirebilecek yeni
kaynakları, Düyun-u Umumiye el koymasın diye kendi şahsi mülkiyetine geçirmiş,
kamu envanterine sokmamıştır. Bu yeni kaynakların en önemlilerini kıymetli
petrol alanları oluşturmaktadır. Ayrıca, banka sahibi ve borsacı Jorj Zarifi
ile Maliye Bakanı Agop Paşa’yı (Ulu Hakanın Maliye Bakanı bir Türk olacak değil
ya, Ermeni Agop Paşa) yanına alan II. Abdülhamit, borsa oyunları ve kıymetli
arazilerin iyi bir şekilde değerlendirilmesi ile zenginleşmiştir.
“Devlet mali
açıdan çökerken, Padişah zenginleşmiştir.
II. Abdülhamit sonrası, yönetimi ele geçiren Meşrutiyet yanlıları bazı yeni ekonomik projeler ele almış ve milli ekonomiyi kurmaya çalışmışsa da araya 1. Dünya Savaşı girmiş ve Savaş’ı kaybeden Osmanlı Devleti tarihten silinmiştir. "Prof. Dr. Kaptan KAPTANGİL. Kaynak: Türkiye’mizin Bazı Sorunları ve Çözüm Önerileri – 1 başlıklı yayındaki yazarın Osmanlı Ekonomisi makalesinin Dış borçlar ve II. Abdülhamit bölümleri.
II. Abdülhamit sonrası, yönetimi ele geçiren Meşrutiyet yanlıları bazı yeni ekonomik projeler ele almış ve milli ekonomiyi kurmaya çalışmışsa da araya 1. Dünya Savaşı girmiş ve Savaş’ı kaybeden Osmanlı Devleti tarihten silinmiştir. "Prof. Dr. Kaptan KAPTANGİL. Kaynak: Türkiye’mizin Bazı Sorunları ve Çözüm Önerileri – 1 başlıklı yayındaki yazarın Osmanlı Ekonomisi makalesinin Dış borçlar ve II. Abdülhamit bölümleri.
Derginin II.
Abdülhamit bölümünde Agop Paşa’yı anlattıktan sonra bir öneri getirdim.
“Atatürk İlke ve İnkılapları Enstitülerinde II. Abdülhamit
Dönemi konusu ders olarak okutulsun. Böylelikle öğrenciler II. Abdülhamit
Dönemi ile ATATÜRK dönemini daha olay kıyaslar ve değerlendirirler.”
Theodor Herzl’in
teklifini derhal kabul ederek ülkesini Düyun-u Umumiye belasından kurtaracak
yerde, saltanatını bu İdare ile sürdürmüş bu arada O’ndan kaçırdığı ülke
gelirlerini üzerine alıp Ermeni Agop’a teslim ederek zengin olmuştur!..
ATATÜRK ise
çöken Osmanlı’nın enkazından 1938 Yeni Türkiye’sini yaratmıştı.
2019’a girerken
Osmanlı özlemini çekenlere sesleniyorum: “Ulu Hakanınız sizin olsun…”
22 Aralık 2018 Cumartesi
GÜNE TÜRKİYE’NİN TATLARI İLE BAŞLADIKTAN SONRA… "Mehmet Arif Demirer" ÇANKAYA VE ŞİŞLİ BELEDİYE BAŞKANLARINA AÇIK MEKTUP & BAŞKENT ANKARA’DA TREN KAZASI
GÜNE TÜRKİYE’NİN TATLARI İLE BAŞLADIKTAN SONRA…
Mehmet Arif Demirer
ANAYURT Gazetesi
ANAYURT Gazetesi
Ankara: 17 Aralık 2018
Mehmet Arif Demirer
ANAYURT Gazetesi
1995 ve 2000
yıllarında vefat eden babam ve annem de Şişli Belediyesi seçmeni idiler.
27 Kasım 2018 günü Sayın Cumhurbaşkanı’nın AKP Grup toplantısında söylediği şu sözler, şahsım ve annem/babam adına beni çok rahatsız ediyor:
(Çankaya ve Şişli seçmenleri hakkında) “Bunlar, Türkiye yansa da şaha kalksa da umurlarında değildir.”
Nedir
Türkiye’nin tadı?
Benim için,
Rize’nin çayı ile Milas’ın zeytini. Yanında bir iki dilim Ayaş domatesi bir
miktar zeytin yağı ve taze BEYAZ ekmek.
Türkiye dışında
94 ülke gördüm. Bu saydığım tatları kendi ulusal sınırları içinde kendi
insanının emeği ve toprağının bereketi ile üretebilen bir ikinci ülke yok.
Seylan adasında
bir ay geçirdim. Her bir köşesini gördüm. Dünyanın en kaliteli çayını üretiyor
ama Milas’ın zeytini ile tanışmamış ! O tadı bilmiyor.
Türkiye’de Rize
ile Milas arasındaki yaklaşık 80 milyon Hektar alanda akla gelebilecek, bir
insanı mutlu bir şekilde doyurabilecek, her türlü bitki yetişebiliyor. Yeter ki
tarımı adam gibi yönetebilelim, doğru yönlendirebilelim.
1957 yılında Afyon’da Vaşington portakalı bir YENİLİK idi. Mersin’den taşıma sorunu aşılamamıştı. Bugün yılda 1.7 milyon ton narenciye üretimimizin önemli bir bölümünü ihraç ediyoruz.
1957 yılında Afyon’da Vaşington portakalı bir YENİLİK idi. Mersin’den taşıma sorunu aşılamamıştı. Bugün yılda 1.7 milyon ton narenciye üretimimizin önemli bir bölümünü ihraç ediyoruz.
Altmışlı
yılların başında ATATÜRK’ün kurduğu Şeker Şirketi pancar üretimi için yılda 200
bin çiftçi ile sözleşme imzalıyordu. Bu, çok ciddi bir sayı ve çok önemli bir
tarımsal gelişmişlik göstergesi idi.
2018 yılında
yaşanan özelleştirmeler ve faizlerin aşırı yükselmesi sonunda 2018/19
kampanyasında şeker üretiminin durumu hiç de iç açıcı değil.
Doksanlı ve iki
binli yıllarda başımıza bir de NBŞ sorunu yüklemiş, göz bebeğimiz durumunda
olması gereken pancar çiftçisinin durumunu en azından SARSMIŞIZ.
Tarımını
bilinçli olarak ihmal eden, riske eden, aklı başında bir ülke yok, başta en
gelişmiş sanayi ülkeleri olmak üzere. Son 30yılda biz bunu başardık. Türkiye’nin
tatları ile oynadık.
Güne Türkiye’nin
tatları ile başladıktan sonra, saatler ilerledikçe olumsuz haberler geliyor,
peş peşe. En son tren kazası yaraya tuz biber ekti.
1955 – 1957
yıllarında Ulaştırma Bakanı olan babamın yaşadığı sorunları anımsadım. Sirkeci
– Halkalı arasındaki 28 km’lik çift hatlı banliyö sisteminde Türkiye’de ilk
sinyalizasyon çalışmalarını başlatmıştı, büyük döviz sıkıntıları içinde. Hep,
“Yılda şu kadar km yeni hat açmak değil, var olan hatlarda trenlerin güvenli
bir şekilde çalışmalarını sağlamaktır, önemli olan.” derdi. Bakan olduğu
yıllarda tren kazası talihsizliği yaşamamıştık.
Gazete haberleri
doğru ise makasçı “Makası açmayı unutmuş olabilirim” demiş. Bu bence sayın Bakanın sinyalizasyon için
“olmazsa olmaz” beyanından da daha talihsiz bir söz. Eğer tren ile yolculuk
yaparken güvenliğimiz makasçıların unutkanlığına endeksli ise…
Türkiye bugün
içinde bulunduğu, insanlarının mutluluğunu sağlayamayan, her akşam gelen şehit
haberlerinden kurtulamayan, çocuklarına ve gençlerine, onları uluslararası
rekabete hazırlayan bir eğitim veremeyen bir ülke konumunda olmamalıdır. Ama
maalesef öyle. Onun içinde olumsuz bir haber almadan, Rize’nin çayı ile
Milas’ın zeytininin tadı ile başladığı günü keyifle sürdürüp noktalayamıyor.
Çünkü vatandaşlar bölündüler ve değişik kutuplarda yaşıyorlar. Karşılıklı sevgi
ve saygıya dayalı ilişkiler karşılıklı husumet ilişkisine dönüştü.
Hepsi 30 – 40
yıl içinde oldu bu tatsızlıkların. Yazık oldu. Türkiye’nin ağzının tadı kaçtı.
O tat geri gelebilir mi? Gelebilir ve de gelmelidir.
Bunun anahtarı da Gezi olaylarından sonra “Benim
yüzde ellim bana yeter,”27.11.2018 günü de Çankaya, Kadıköy, Şişli ve Beşiktaş
seçmenleri hakkında ayrıştırıcı sözler söyleyen Sayın Cumhurbaşkanındadır.
ÇANKAYA VE ŞİŞLİ BELEDİYE BAŞKANLARINA AÇIK MEKTUP Mehmet Arif Demirer
ANAYURT Gazetesi
Ankara: 18 Aralık 2018
Ben ATATÜRK’ün
Çankaya’sının birkaç gün önce 79 uncu doğum yıl dönümünü kutlamış bir
seçmeniyim.
1995 ve 2000
yıllarında vefat eden babam ve annem de Şişli Belediyesi seçmeni idiler. (Çankaya ve Şişli seçmenleri hakkında) “Bunlar, Türkiye yansa da şaha kalksa da umurlarında değildir.”
Babam, devlet memuru (son görevi PTT Genel
Müdürlüğü), Demokrat Parti Afyon milletvekili ve Ulaştırma Bakanı idi.
Onun bakan
olarak görevde olduğu dönemde Türk Hava Yolları kurulmuş (1 Mart 1956) ve güncel
bir olay olduğu için hatırlatıyorum, 28 km’lik çift hatlı Türkiye’nin ilk
elektrikli Sirkeci – Halkalı banliyö sistemi kurulmuştu. O tarihte dünyada en
ileri sinyalizasyon sistemi ile çalıştırılmıştı. (Bkz. TBMM Tutanakları, 1956
Bütçe Görüşmeleri). Babam meslek hayatının sonunda 27 Mayıs mağduru olarak
Yassıada’da yargılanmıştı.
Annem baş açık bir ATATÜRK kadını ve Afyon gelini
idi. Kocası Yassıada’da yargılanırken (iki oğlu da yurtdışında üniversite
eğitiminde idi) tek başına kalmış ve kendi anlatımı ile “Alahım’a sığındım” diyerek oruç tutmaya ve namaz kılmaya
başlamıştı. Annesi de babası da 93 Harbi Dağıstan göçmeni idiler. Hayatı
boyunca Türkiye’nin sorunları ile ilgili idi.
Benim;
yayımlanmış 56 kitabım, sahibi ve yazarı olduğum Kemalist demokrat TÜRKİYE Dergisi
ve ADALET ile ANAYURT Gazeteleri köşe yazılarımda devamlı Türkiye sorunları ve
çözüm önerilerim işlenmiştir.
Yarın baskıya
girecek 2018/6 sayılı dergimin konusu: Birinci Dünya Savaşı’nda Osmanlı
Ordusuna görev yapmış ve Alman çıkarları doğrultusunda on binlerce Türk
askerinin ölümüne neden olmuş 2000 Alman subay, general ve amirali.
Sayın Başkanlar,
sizlerin Sayın Cumhurbaşkanı’nın 27.112018 konuşması hakkında bir yorum
yaptığınız hakkında bir bilgiye sahip değilim. Eğer seçmenleriniz adına
Belediyeniz ya da şahsınız olarak bir yorum yapılmış ise lütfen demirer@kemalizm1938.org veya demier@dp1946.org adresine e
posta gönderiniz.
Eğer 27 Kasım’dan beri bir yorum yapmaya ya da
eleştiri getirmeye fırsat bulamadı iseniz lütfen böyle bir fırsatı öncelikle
oluşturunuz.
BAŞKENT
ANKARA’DA TREN KAZASI
Henüz sorumlular
bulunamadı. Günün birinde muğlak bir açıklama ile geçiştirilir. Son tahmin,
makasçının makası değiştirmeyi unutmuş olabileceği yönünde idi. Bu tür makasçı
hatalarına dayalı tren kazaları geçen asırda yaşanırdı. Biz, demiryolu işletmeciliğinde
oralarda kalmışız.
Babamdan
hatırladığım şu tespitin öneminin altını kırmız kalemle kalınca çizmek
istiyorum:
“Önemli olan var
olan demiryollarını güvenli bir şekilde çalıştırmaktır, her yıl şu kadar km
yeni hat açmak değil.”
SONSÖZ, YHT’nin
kaza anında sürati hakkında: Trenin çarpışma anında hızı 97 km/saat imiş. Ya
bir de Fransa ve Japonya YHT’leri gibi hız 450 km/saat olsa idi?
THY
işletmeciliğinde ve genel olarak sivil havacılıkta gerçekten çok başarılı olan
Türkiye’nin demiryolu işletmeciliğinde bu kadar başarısız olmasını bir mühendis
olarak çözemiyorum.
11 Aralık 2018 Salı
Gelin Şu Bir Düzine Yanlışı Düzeltelim "MEHMET ARİF DEMİRER" Osmanlı'nın Çöküşünü Hazırlayan Dış Borçlar 16 Yıllık İktidarın da Sonunu Hazırlıyor...
GELİN ŞU BİR DÜZİNE YANLIŞI DÜZELTELİM
Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi
ANAYURT Gazetesi
Ankara: 10 Aralık 2018
BİR – “İstikbal Göklerdedir” sözü ATATÜRK’e ait değildir. Öldükten sonra uydurulmuştur.
İKİ – MARŞAL PLANI -“Türkiye’nin hiç ihtiyacı olmadığı halde 1947 yılında ABD ile Marshall Yardımı adı altında antlaşma yapılarak, Türkiye farkında olmadan bağımlı hale getirilmiştir.”Türkiye’yi Plan kapsamına almamışlardı. Israrla ricacı oldu ve girdi.
ÜÇ– “Marshall Planı Yardımları ulusal değerlerimizi çökertti” (2017, CHP Genel Başkan
Kemal Kılıçdaroğlu). YANLIŞ. Plan kapsamında ülkelerin kendi hazırladıkları yatırım projeleri onaylandıktan sonra para (hibe veya kredi) veriliyordu. Örneğin, Denizyolları, ABD’den sağladığı 13 milyon dolar kredi ile Almanya ve İngiltere’den gemi satın aldı.
DÖRT – ARAPÇA EZAN -“Demokrat Parti iktidara gelir gelmez Ezan’ıArapçalaştırdı.”
DP, zaten Arapça olan Ezan’ıArapçalaştırmadı. Kanundaki ceza maddesini iptal ettirdi.
BEŞ – KÖY ENSTİTÜLERİ -“Demokrat Parti Köy Enstitülerini kapattı.”
Adlarını ve Tabelalarını değiştirerek İlk Öğretmen Okulları ile birleştirdi. KAPATMADI.
ALTI– HALKEVLERİ -“Demokrat Parti Halk Evlerine el koydu. Kütüphanelerdeki eserler çöpe atıldı”DP’nin tespitine göre CHP’nin taşınmazları için kamu kaynaklarından 27 366 150 TL, Halkevleri taşınmazları için ise 21 014 522 TL kullanılmıştı. CHP, 1950’de iktidarı devrederken Halkevleri binalarını da kapatıp kitapları koruyabilirdi. O yola gitmedi.
YEDİ– “6-7 Eylül 1955 Olaylarını Zorlu’nun talebi üzerine Menderes tertipledi”Ogece (20 – 24 arası) tahrip ve talan olaylarını bizler, Türkler, yaptık. Olayları tertipleyenler ise Yunan Derin Devleti emrindeki kişilerdi.1955’de İstanbul’da 17 bin Yunan vatandaşı vardı.
SEKİZ– “Demokrat Parti altın ve döviz rezervlerini har vurup harman savurdu, çok dış borç aldı”DP döviz devralmadı. On yılda dış borçlar 916 milyondan 1 038 milyon dolarak çıktı. Gerçekleşen yatırımlar ise 8 milyar $ değerindeydi Kaynak: DPT yayını 772+BBYKP
DOKUZ– “Menderes, Said Nursi’nin ellerini öptü”Hiçbir araya gelmedi ki, öpmüş olsun.
ON – UÇAK FABRİKALARININ KAPATILMASI: Sinan Meydan (Akl-ı Kemal) “… Türkiye’nin 1920’lerde, 1930’larda, 1940’larda kurduğu uçak fabrikaları, Türkiye’nin ABD uydusu olduğu 1950’lerde, DP döneminde, kapandı.”Kayseri Tayyare Fabrikasında üretim 1942 yılında durdu. THK Etimesut fabrikası bir skandaldı. Polonyalılar yönetiyordu.
ON BİR – ATATÜRK’ün kurduğu Etimesut Örnek Köyün adı Etimesutidi.. İlk imlasında şapkası elle eklenmişliği vardı: Etimesğut. Daha sonra ğ’nin şapkası düştü g oldu: Etimesgut !
SON ÖRNEK:
ON İKİ– Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan’ın, 27.11.2018 günü söyledikleri: “Ankara’da Çankaya, İstanbul’da Kadıköy, Şişli, Beşiktaş gibi yerlerdeki seçim sonuçlarına bakın. Hiçbirinin ülke gerçekleri ile ilişkisi olmadığını görürsünüz. Türkiye yansa da şaha kalksa da bunların (bu semtlerde yaşayan seçmenlerin) umurunda değildir…” Kaynak: 28 Kasım 2018, Sabah Gazetesi, sayfa 12,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu ülkede yaşayan hiç kimsenin, kim olursa olsun, belirli semtlerde oturan vatandaşlarını bu şekilde dışlamaya, suçlamaya, ayrıştırmaya hakkı olmamalıdır. Ben Başkent Ankara’da ATATÜRK’ün Çankaya’sında yaşamaktan onur duyan 79 yaşında bir T. C. Vatandaşıyım.
1995 ve 2000 yıllarında her ikisi de 87 yaşında vefat eden, Şişli Belediyesi seçmeni, annem ve babam da bu ayrıştırmaya mutlaka karşı çıkarlardı. Babam devlet memuru (en son PTT Genel Müdürü), DP Afyon milletvekili ve 1.3.1956’da THY’nın kurucusu Ulaştırma Bakanı olarak bu ülkeye büyük hizmetler yapmıştı.27 Mayıs’tan sonra mükafat olarak Yassıada’da tutuklu yargılanmıştı.
Her zaman başı açık olan ve “Yassıada’dan sonra Allah’ıma sığındım” diyen annem, namaz da kılan oruç da tutan Müslüman bir ATATÜRK kadını idi.
Ben de yayımlanmış 56 kitabım ve binlerce köşe yazısı ile makalelerimde devamlı ülke sorunlarını ele alarak çözümler üretmeye çalışmışımdır.
Sayın Cumhurbaşkanı’nı, bu yanlışı bizzat düzelterek, sözlerini geri almaya davet ediyorum...
BİR – “İstikbal Göklerdedir” sözü ATATÜRK’e ait değildir. Öldükten sonra uydurulmuştur.
İKİ – MARŞAL PLANI -“Türkiye’nin hiç ihtiyacı olmadığı halde 1947 yılında ABD ile Marshall Yardımı adı altında antlaşma yapılarak, Türkiye farkında olmadan bağımlı hale getirilmiştir.”Türkiye’yi Plan kapsamına almamışlardı. Israrla ricacı oldu ve girdi.
ÜÇ– “Marshall Planı Yardımları ulusal değerlerimizi çökertti” (2017, CHP Genel Başkan
Kemal Kılıçdaroğlu). YANLIŞ. Plan kapsamında ülkelerin kendi hazırladıkları yatırım projeleri onaylandıktan sonra para (hibe veya kredi) veriliyordu. Örneğin, Denizyolları, ABD’den sağladığı 13 milyon dolar kredi ile Almanya ve İngiltere’den gemi satın aldı.
DÖRT – ARAPÇA EZAN -“Demokrat Parti iktidara gelir gelmez Ezan’ıArapçalaştırdı.”
DP, zaten Arapça olan Ezan’ıArapçalaştırmadı. Kanundaki ceza maddesini iptal ettirdi.
BEŞ – KÖY ENSTİTÜLERİ -“Demokrat Parti Köy Enstitülerini kapattı.”
Adlarını ve Tabelalarını değiştirerek İlk Öğretmen Okulları ile birleştirdi. KAPATMADI.
ALTI– HALKEVLERİ -“Demokrat Parti Halk Evlerine el koydu. Kütüphanelerdeki eserler çöpe atıldı”DP’nin tespitine göre CHP’nin taşınmazları için kamu kaynaklarından 27 366 150 TL, Halkevleri taşınmazları için ise 21 014 522 TL kullanılmıştı. CHP, 1950’de iktidarı devrederken Halkevleri binalarını da kapatıp kitapları koruyabilirdi. O yola gitmedi.
YEDİ– “6-7 Eylül 1955 Olaylarını Zorlu’nun talebi üzerine Menderes tertipledi”Ogece (20 – 24 arası) tahrip ve talan olaylarını bizler, Türkler, yaptık. Olayları tertipleyenler ise Yunan Derin Devleti emrindeki kişilerdi.1955’de İstanbul’da 17 bin Yunan vatandaşı vardı.
SEKİZ– “Demokrat Parti altın ve döviz rezervlerini har vurup harman savurdu, çok dış borç aldı”DP döviz devralmadı. On yılda dış borçlar 916 milyondan 1 038 milyon dolarak çıktı. Gerçekleşen yatırımlar ise 8 milyar $ değerindeydi Kaynak: DPT yayını 772+BBYKP
DOKUZ– “Menderes, Said Nursi’nin ellerini öptü”Hiçbir araya gelmedi ki, öpmüş olsun.
ON – UÇAK FABRİKALARININ KAPATILMASI: Sinan Meydan (Akl-ı Kemal) “… Türkiye’nin 1920’lerde, 1930’larda, 1940’larda kurduğu uçak fabrikaları, Türkiye’nin ABD uydusu olduğu 1950’lerde, DP döneminde, kapandı.”Kayseri Tayyare Fabrikasında üretim 1942 yılında durdu. THK Etimesut fabrikası bir skandaldı. Polonyalılar yönetiyordu.
ON BİR – ATATÜRK’ün kurduğu Etimesut Örnek Köyün adı Etimesutidi.. İlk imlasında şapkası elle eklenmişliği vardı: Etimesğut. Daha sonra ğ’nin şapkası düştü g oldu: Etimesgut !
SON ÖRNEK:
ON İKİ– Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Sayın Erdoğan’ın, 27.11.2018 günü söyledikleri: “Ankara’da Çankaya, İstanbul’da Kadıköy, Şişli, Beşiktaş gibi yerlerdeki seçim sonuçlarına bakın. Hiçbirinin ülke gerçekleri ile ilişkisi olmadığını görürsünüz. Türkiye yansa da şaha kalksa da bunların (bu semtlerde yaşayan seçmenlerin) umurunda değildir…” Kaynak: 28 Kasım 2018, Sabah Gazetesi, sayfa 12,
Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bu ülkede yaşayan hiç kimsenin, kim olursa olsun, belirli semtlerde oturan vatandaşlarını bu şekilde dışlamaya, suçlamaya, ayrıştırmaya hakkı olmamalıdır. Ben Başkent Ankara’da ATATÜRK’ün Çankaya’sında yaşamaktan onur duyan 79 yaşında bir T. C. Vatandaşıyım.
1995 ve 2000 yıllarında her ikisi de 87 yaşında vefat eden, Şişli Belediyesi seçmeni, annem ve babam da bu ayrıştırmaya mutlaka karşı çıkarlardı. Babam devlet memuru (en son PTT Genel Müdürü), DP Afyon milletvekili ve 1.3.1956’da THY’nın kurucusu Ulaştırma Bakanı olarak bu ülkeye büyük hizmetler yapmıştı.27 Mayıs’tan sonra mükafat olarak Yassıada’da tutuklu yargılanmıştı.
Her zaman başı açık olan ve “Yassıada’dan sonra Allah’ıma sığındım” diyen annem, namaz da kılan oruç da tutan Müslüman bir ATATÜRK kadını idi.
Ben de yayımlanmış 56 kitabım ve binlerce köşe yazısı ile makalelerimde devamlı ülke sorunlarını ele alarak çözümler üretmeye çalışmışımdır.
Sayın Cumhurbaşkanı’nı, bu yanlışı bizzat düzelterek, sözlerini geri almaya davet ediyorum...
OSMANLI’nın ÇÖKÜŞÜNÜ HAZIRLAYAN DIŞ BORÇLAR 16 YILLIK İKTİDARIN DA SONUNU HAZIRLIYOR!..
Mehmet Arif DEMİRER
ANAYURT Gazetesi
Osmanlı, 1854 Kırım Harbi ile birlikte dış borç almaya başlamış, 20 yıl sonra moratoryum (iflas) ilan etmek zorunda kalmış ve 1881 yılında gelirlerini İngiliz ve Fransız alacaklılarının yönetimindeki Düyun-u Umumiye İdaresi’ne teslim etmişti.
Son aşamada çöküşü getiren kilometre taşı ise Ordu’nun eğitimi için Almanlarla yapılan Alman Askeri Heyeti antlaşması idi. Bu antlaşmaya göre 42 Alman subayı İstanbul’a gelecek ve eğitimden sorumlu olacaktı. Bu heyet, Osmanlı’nın Büyük Savaş’a girmesine, Türk askerlerinin Yemen’den Galiçya’ya uzanan uzak cephelerde çarpışarak ölmelerine neden olmuş ama Almanya’nın istediğini gerçekleştirmişti: Rus ve İngiliz askerlerinin Almanya’dan uzakta tutmak.
Böylelikle daha 1881’de mali yapısını Düyun-u Umumiye İdaresine teslim eden Osmanlı, ordu ve donanmasını da Almanlara bırakmış, 100 yıl önce Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak devlet olarak çökmüştür.
42 subay olarak düşünülmüş Alman Askeri Heyetinin subay ve general-amiral mevcudu, Büyük Harp’teiki binin üstüne çıkmıştır.
Çöküş, Türk Milleti’ne ATATÜRK’ü kazandırmıştır.
Her iki olayın ayrıntıları 20 Aralık günü çıkacak Kemalistdemokrat TÜRKİYE Dergisinin 2018/6 ıncı sayısında verilmektedir. Derginin 32 sayfalık özel ekinde iki bin küsur Alman subay ve paşalarının adları ve görev yerlerinin listesi de yer almaktadır, Türkiye’de ilk kez.
Osmanlı dış borçlarını incelemiş iken bir de 16 yıllık iktidarın ekonomi göstergelerine göz atınca Osmanlı’nın Kırım Savaşı sonrası ile şaşırtıcı bir benzerlik olduğu görülmektedir.
2001 Krizinden sonra savaştan çıkmış gibi nakavt olmuş bir Türkiye’yi devralan AKP iktidarının ilk icraat yılı 2003 sonu itibarı ile toplam brüt dış borcu 144 milyar dolar idi. Bunun üçte biri özel sektörün dış borcu idi.
İktidarın on altıncı 2018 yılında yine bir ekonomik kriz yaşadık, her ne kadar ‘Kriz’ sözcüğüne itibar etmeyerek ‘manipüasyon’u tercih ettik ise de…
Merkez Bankası faizi % 24.5, mevduat faizi % 25 oldu, kredi faizleri % 40’a dayandı.
Enflasyon en son (Kasım) % 25’den % 21’e indi diye sevindik.
Dolar 7 küsur liradan 5.2 liraya geriledi diye tebrikleri kabul ettik, her fırsatta dış mihrakları suçladık.
Dış borçlar üzerinde pek durmadık. Rahmetli Güngör Uras durmuş ve sık sık uyarmıştı.
2018 yılında 457 milyar dolara ulaşan toplam brüt dış borcun % 69’u (üçte ikisinden de daha yüksek bir oran) özel sektör borcu. Kişi başına dış borç 29 538 TL, 1 dolar 5.3 lira hesabı ile.
16 yılda özel sektör adeta TL yerine dolar ve Euro ile borçlanmaya özendirilmiş, ayrıca ayaklarını yorganının çok ötesine uzatmış. Şimdi de kışın ortasında ayaklar buz kesmiş, “Nasıl ödeyeceğim bu borcu ?” diye ağlaşıyor.
Şöyle bir hesap, bkz. ne kadar korkutucu: Dört kişilik bir aile, anne ev kadını, iki çocuk ilk okulda, baba asgari ücretle (1603 TL/ay) çalışıyor.
Toplam dış borcun bu aileye isabet eden payı (4 x 29 538) 118 152 TL. Babanın 74 ay çalışması gerekiyor bu parayı kazanmak için. Kaç ay çalışıp tasarruf edebilir 118 bin lirayı Allah bilir. İşte o hesabı yapanlar Düyun-u Umumiye ile teslim alıvermişler Osmanlı’yı…
ANAYURT Gazetesi
Ankara: 11 Aralık 2018
En çarpıcı ekonomi göstergesi mi? Osmanlı, 1854 Kırım Harbi ile birlikte dış borç almaya başlamış, 20 yıl sonra moratoryum (iflas) ilan etmek zorunda kalmış ve 1881 yılında gelirlerini İngiliz ve Fransız alacaklılarının yönetimindeki Düyun-u Umumiye İdaresi’ne teslim etmişti.
Son aşamada çöküşü getiren kilometre taşı ise Ordu’nun eğitimi için Almanlarla yapılan Alman Askeri Heyeti antlaşması idi. Bu antlaşmaya göre 42 Alman subayı İstanbul’a gelecek ve eğitimden sorumlu olacaktı. Bu heyet, Osmanlı’nın Büyük Savaş’a girmesine, Türk askerlerinin Yemen’den Galiçya’ya uzanan uzak cephelerde çarpışarak ölmelerine neden olmuş ama Almanya’nın istediğini gerçekleştirmişti: Rus ve İngiliz askerlerinin Almanya’dan uzakta tutmak.
Böylelikle daha 1881’de mali yapısını Düyun-u Umumiye İdaresine teslim eden Osmanlı, ordu ve donanmasını da Almanlara bırakmış, 100 yıl önce Mondros Mütarekesi’ni imzalayarak devlet olarak çökmüştür.
42 subay olarak düşünülmüş Alman Askeri Heyetinin subay ve general-amiral mevcudu, Büyük Harp’teiki binin üstüne çıkmıştır.
Çöküş, Türk Milleti’ne ATATÜRK’ü kazandırmıştır.
Her iki olayın ayrıntıları 20 Aralık günü çıkacak Kemalistdemokrat TÜRKİYE Dergisinin 2018/6 ıncı sayısında verilmektedir. Derginin 32 sayfalık özel ekinde iki bin küsur Alman subay ve paşalarının adları ve görev yerlerinin listesi de yer almaktadır, Türkiye’de ilk kez.
Osmanlı dış borçlarını incelemiş iken bir de 16 yıllık iktidarın ekonomi göstergelerine göz atınca Osmanlı’nın Kırım Savaşı sonrası ile şaşırtıcı bir benzerlik olduğu görülmektedir.
2001 Krizinden sonra savaştan çıkmış gibi nakavt olmuş bir Türkiye’yi devralan AKP iktidarının ilk icraat yılı 2003 sonu itibarı ile toplam brüt dış borcu 144 milyar dolar idi. Bunun üçte biri özel sektörün dış borcu idi.
İktidarın on altıncı 2018 yılında yine bir ekonomik kriz yaşadık, her ne kadar ‘Kriz’ sözcüğüne itibar etmeyerek ‘manipüasyon’u tercih ettik ise de…
Merkez Bankası faizi % 24.5, mevduat faizi % 25 oldu, kredi faizleri % 40’a dayandı.
Enflasyon en son (Kasım) % 25’den % 21’e indi diye sevindik.
Dolar 7 küsur liradan 5.2 liraya geriledi diye tebrikleri kabul ettik, her fırsatta dış mihrakları suçladık.
Dış borçlar üzerinde pek durmadık. Rahmetli Güngör Uras durmuş ve sık sık uyarmıştı.
2018 yılında 457 milyar dolara ulaşan toplam brüt dış borcun % 69’u (üçte ikisinden de daha yüksek bir oran) özel sektör borcu. Kişi başına dış borç 29 538 TL, 1 dolar 5.3 lira hesabı ile.
16 yılda özel sektör adeta TL yerine dolar ve Euro ile borçlanmaya özendirilmiş, ayrıca ayaklarını yorganının çok ötesine uzatmış. Şimdi de kışın ortasında ayaklar buz kesmiş, “Nasıl ödeyeceğim bu borcu ?” diye ağlaşıyor.
Şöyle bir hesap, bkz. ne kadar korkutucu: Dört kişilik bir aile, anne ev kadını, iki çocuk ilk okulda, baba asgari ücretle (1603 TL/ay) çalışıyor.
Toplam dış borcun bu aileye isabet eden payı (4 x 29 538) 118 152 TL. Babanın 74 ay çalışması gerekiyor bu parayı kazanmak için. Kaç ay çalışıp tasarruf edebilir 118 bin lirayı Allah bilir. İşte o hesabı yapanlar Düyun-u Umumiye ile teslim alıvermişler Osmanlı’yı…
5 Aralık 2018 Çarşamba
28 KASIM 2018 GÜNÜ YANDAŞ GAZETELERİN KÖŞE YAZARLARINI OKUDUM "Mehmet Arif DEMİRER" Sabah Gazetesi, Star Gazetesi ve Türkiye Gazetesi...
28.11.2018
GÜNÜ YANDAŞ GAZETELERİN KÖŞE YAZARLARINI OKUDUM
Mehmet Arif DEMİRER
Mehmet Arif DEMİRER
Sabah Gazetesi:
Hıncal Uluç, 3
yazısından ‘Rauf Tamer’ başlıklı bölümde Sarıgül ve Kılıçdaroğlu var. Mehmet
Barlas, Suriye’de Amerikan Oyuna Gelmeyeceğiz, diyor. Engin Ardıç (üslubu hiç değişmemiş)
Muhalefetin Erdoğan’a bir şey yapamayacağını, yani onu sandıkta yenemeyeceğini
yazmış. Doğru ! Kerem Alkin (iyi iktisatçıdır. Babası Erdoğan Beyi tanırdım)
yeni ekonomi politikalarını onaylıyor.
Sait Gürsoy’un ‘Koçluk’ (Coach) hakkında bir yazısı, siyasi değil. Son
olarak Tercüman’da iken Süleyman Demirel’e ve gazetenin sahibi Kemal Beye
(Ilıcak) çok yakın idi, Yavuz Donat, artık safkan AKP’li olmuş. AKP Belediye
başkan adaylarını irdelemiş, kazanacakları mejdesini veriyor.
Star Gazetesi:
Düşünceleriyle
hiç uyuşamadığım Sayın Ahmet Kekeç, CHP’nin benim de onaylamadığım İstanbul İl
Başkamı Canan Hanıma, bir sözünden (“CHP adayları dine % 100 saygılı olmalı”)
dolayı fena yüklenmiş: “Dine saygı isteyen hanımefendiye de bakın hele”!”. Ne
hakkı var böyle şeyler söylemeye, diyor, daha önce söylediği başka şeylerden
ötürü. Yarısına katıldığım ama özüne katılmadığım bir yazı. Dış Politikauzmanı
Prof. Dr. Beril Dedeoğlu Ukrayna – Rusya gerginliğini yazmış (“Karadeniz’de
Sular ısınıyormu?”) ama Türkiye’nin bu olay karşısında ne yapması gerektiğine
girmemiş. Avukat Fadime Özkan, GEZİ Olayları ile başlamış, PKK, DEAŞ (Nedendir
bilinmez AKP ve yandaşları bu katil örgütün gerçek adını, IŞİD, kullanmaz,
Arapçasını tercih ederler) FETÖ vs. üzerinden CHP’ye gelmiş ve yazısına şöyle
bir başlık atmış, “Gezi’den CHP tabanı öğrendi, parti elitleri öğrenemedi”.
Özetle GEZİ Olayları da CHP de kötü, dış destekli vs. çünkü AKP’ye karşılar.
Halime Kökce, çocuk tecavüzcüleri üzerinden CHP’yi eleştiriyor ve aklına HDP
seçmeni geliyor. CHP’nin Muhafazakar kesimden de oy “tırtıklamayı” düşünmesini
de hatırlıyor. Merkez Sağ seçmeni 2002’den beri AKP’nin tekelinde…Yalçın Akdoğan
artık STAR köşe yazarı. “AK Parti ne yapmaya çalışıyor?” başlıklı yazısının
sonunda “Seçmene verilecek en güzel mesaj, ona değer vermektir.” Tespiti ile
AKP’nin doğruadayları belirleyerek bu mesajı vermeye çalıştığı cevabını
veriyor, başlıkta sorduğu sorunun cevabı olarak. Ersoy Dede, “Çöp patlaması
İstanbul’un kara lekesidir” başlıklı yazısında, aslında vahşi çöp toplama ve
depolama adetimizi eleştiriyor. Çöplerimizi ayrıştırmadığımız için her yıl
milyarlarca liralık tasarruftan olduğumuzu da yazsa iyi olurdu, Erdoğan’ın
Belediye Başkanı olduktan sonra yaptıklarının yanı sıra. Star’da son köşe
yazarı Yakup Köse. 2010 referandumu ile Fethullah Gülen’e yargıya yönelik
kapıların açıldığını unutarak FETÖ – Hürdapar ilişkisini eleştiriyor.
Türkiye
Gazetesi:
Batuhan Yaşar,
31 Mart yerel seçimin sonuçlarını açıklıyor, “İşte 31 Mart’ın siyasi
şifreleri”. Özetle, İstanbul’da Binali Bey, Ankara’da Mehmet Özhaseki. MHP ile
son bir görüşme olduktan sonra halen MHP’li başkanların görevde olduğu iller
kesinleşecekmiş. İzmir, yazının konusuna girmemiş ! “AK Parti’nin 5 büyük
sorunu” başlıklı yazısında Süleyman Özışık, 4 sayılı sorunun “Azalması
beklenirken artan hayat pahalılığı” olduğunu vurguluyor ve indirim yapmamakta
direnen firmaların sıkı takibe alınarak cezalandırılmalarını öneriyor. Cem
Küçük, yerel seçimler ile ilgili yazısının “MHP ile ittifakın önemi” başlıklı
bölümünde “gerekirse bazı illeri AK Parti MHP’ye bırakmalıdır” diye yazmış,
“yeter ki MHP, Ankara ve İstanbul’da
aday çıkarmasın” diye düşünerek (ama yazmadan !). Prof. Dr. Kemal İnat bizi çok
ilgilendirmeyen bir konuda, Brexit ve AB, uzun bir analiz kaleme almış…
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)














