27 Ağustos 2018 Pazartesi

CELAL BAYAR (TC'nin 3. ve İlk Sivil Cumhurbaşkanı) YANLIŞ HESAP YAPARAK FIRSAT YİTİREN MUHARREM İNCE "Mehmet Arif Demirer" GÜNGÖR URAS, ARTIK YAZILARI-SÖYLEŞİLERİ İLE ARAMIZDA OLMAYACAK

CELAL BAYAR-YANLIŞ HESAP YAPARAK FIRSAT YİTİREN MUHARREM İNCE 
Araştırmacı, Gazeteci-Yazar 
Mehmet Arif DEMİRER
Türkiye İş Bankasıve Türkiye Şeker Fabrikaları A. Ş.’ninkurucusu, İktisat Vekili (1932-37), ATATÜRK’ün son Başbakanı (1937 – 38), Demokrat Parti’nin Kurucu Genel Başkanı (1946) ve T. C. Üçüncü Cumhurbaşkanı Celal Bayar(1950 – 1960), 22 Ağustos 1986 tarihinde 103 yaşında vefat etmişti; 32 yıl önce. Hatırlatmak için ek bilgi: T. C. İkinci Cumhurbaşkanı İsmet İnönü, 89 yaşında, 1973 yılında vefat etmişti.
Bayar hakkında çok şey yazmışımdır. 
En önemsediğim iki olay:
27 -28 Ocak 1954, Washington – ABD Başkanı General Eisenhower ve Eşi; Bayar ve Eşini, Beyaz Saray’ın kapısında karşılamış, birlikte yenen akşam yemeğinden sonra New York Metropolitain Operası Sanatçılarının T. C. Cumhurbaşkanı onuruna verdikleri konserin ardından geceyi Onur Konukları olarak Beyza Saray’da ağırlamışlardı. Bu konukseverlik, Bayar dışında hiçbir Türk ya da (benim tespit edebildiğim kadar) yabancı konuğa gösterilmemiştir.
29Ocak 1954, önce Türkiye’den getirdiği hediyeyi (ATATÜRK’ün üç cilt NUTUK’u) Kongre Kütüphanesine teslim eden Cumhurbaşkanı Bayar, Temsilciler Meclisi üyeleri ile Senatörlerin ortak oturumunda Kongre’de yaptığı Türkiye’yi anlatan uzun konuşmasında ayakta alkışlanmıştır. (Kaynaklar: 1954 Bayar’ın ABD Seyahati hakkında resmi yayınlar ve Washington Büyükelçisi Feridun Cemal Erkin’in anıları)
12.11.1975 tarihli ADALET Gazetesinde yayımlanan köşe yazımda anlattığım ikinci olay, Bayar’ın 9 Kasım 1975 günü, ilk kez televizyona çıkarak (TRT),ATATÜRK’ü anlattığıgece, O’nu dinlerken düşündüklerim ile ilgilidir. 30 Ağustos 2018 günü yayımlanacak yeni bir kitapta, ATATÜRK’ü Sevemeyenlerden Siyah Lekeler ve Biz(genişletilmiş ve güncellenmiş 3. Baskı) o köşe yazısının tamamı verilmektedir. Yazının konusu, özetle ATATÜRK’ün irtica karşısındaki tutumu ve Bayar’dır. 27 Mayıs’ta idam cezasına çarptırılan, cezası yaşı nedeniyle infaz edilmeyerek müebbete çevrilen, 27 Mayıs sonrası irticaya taviz vermekle de suçlanan Bayar, Türk milletine o akşam bir irtica dersi vermişti, ATATÜRK’ü anlatırken.
Aramızdan ayrılalı 32 yıl oldu. 
Hayatında yaptığı tek hata çok değerli kütüphane ve arşivini Ankara’dan uzak Umurbey’de kurmak olmuştur. Aynı hatayı ben de tekrarladım. 
DOLAR 6 – BENZİN 7 LİRA İKEN TÜRK MİLLETİ BAYRAM YAPIYOR! 
Kısa bir hatırlatma: Referandumda EVET çıkarsa her şeyin çok daha iyi olacağına, terörün biteceğine inanan Türk Milleti % 51.4 EVET demişti. İstanbul, Ankara, İzmir dışında 15 büyükşehrin daha HAYIR’ına rağmen. O tarihte dolar 3.47 lira idi. Bugün 6 lira
AKP’nin hesabına uyularak genel seçimler öne alınmış yerel seçimler ise (şimdilik, AKP yeni bir hesap yapana kadar) 2019 ilk baharına kalmıştı.
25 Haziran sabahı CHP’nin en güçlü (oyu en yüksek) üyesi Muharrem İnce idi. Kuvvetli bir rüzgar estirmiş ve yüzde otuzun üstünde oy almıştı. İYİ Parti ile Saadet Partisi beklentileri gerçekleştirmiş olsalar seçim ikinci tura kalacak, çok değişik gelişmeler olabilecekti. Olmadı. Muharrem İnce, 25 Haziran sabahı Genel Merkez ile uyum içinde İstanbul Belediye Başkan adayı olacağını ilan etse idi, Partisi, Genel Başkanı, arkasında olurlar, AKP de yerel seçimlere kadar komaya girerdi. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığını fiilen yürüten Erdoğan ve AKP 24 yıl sonra ilk ciddi seçim yenilgisi ile tanışmış olurdu. Bu, büyük bir fırsattı.M. İnce, tam tersini yaptı. Partisini böldü, AKP’yi rahatlattı, eline geçen bu büyük fırsatı kaçırdı.
***
GÜNGÖR URAS ARTIK YAZILARI-SÖYLEŞİLERİ İLE ARAMIZDA OLMAYACAK
Güngör Uras ile 19 Temmuz 1974 gecesi THY’nın Ankara’dan kalkan son uçağı ile İstanbul’a giderken, uçakta yan yana oturmuş ve tanışmıştık. Daha önce. DPT’de gördüğümü hatırlıyorum. O uçuş ile Türkiye’nin tüm meydanları trafiğe kapanıyordu. Sabah erkenden Kıbrıs’a gidiyorduk.
O gece, ATATÜRK Hava limanı park yerinde bıraktığım arabam ile bomboş Boğaziçi Köprüsünde 100 km/st hızla geçerek Moda’daki evine bıraktığımı hatırlıyorum.
Güngör Uras terbiyeli ve bilgili bir DPT Uzmanı idi. Hep öyle kaldı. Yazılarında kimse ile kavga etmeden, gerçekleri göz ardı etmeden, nabza göre şerbet vermeden, olduğu gibi yazdı..
Güngör Uras, ne zaman bir email ile bir şeyler sordu isem hemen cevap vermiştir. Değerli bir arşivi vardı. Yokluğunu önemle hissedeceğiz.
Ekonomi profesörü idi ama Ayşe Teyze ve Ali Rıza Bey Amca için yazardı. 3 Nisan 2018 tarihli yazısında ekonominin derin sorununun çaresini de belirtmişti.:
İthalat Artışını Frenlemeye Mecburuz.
Yazıda ekonominin yanlış bir yolda olduğunu Ayşe Teyzenin de Ali Rıza Bey Amcanın da kolayca anlayabileceği rakamlar ve sözcüklerle anlatmıştı:3 ayda 21 milyar dolar dış ticaret açığı. Üç ayda toplam ihracatın yarısı kadar açık.
3 Nisan 2018 günü 1 dolar 4 lira imiş. Bayram’dan sonra 27 Ağustos gününe dolar 6 lira ile başlayacağız. Bakalım akşamı nasıl kapatırız ?
Hazine verilerine göre 2018 yılı 31 Mart itibarı ile toplam dış borç 466 milyar dolar. Bunun 325 milyarı özel sektörün.
CHP sözcüsü Faik Öztrak hesaplamış, ilk 7 ayda özel sektörün dış borcu (kur artışı nedeniyle) 450 milyar lira artmış. 450 bin adet milyon lira !
Süleyman Bey, “Borç yiğidin kamçısıdır” demişti. O yiğit 24 Ocak (1980) döneminde Lüksemburg’dan 1 milyon dolar kredi alacak kadar uzaktı yiğitlikten.
Türkiye, Saadet Zinciri örneği, Sıcak Para ile borcunun taksitlerini ödeyerek ama toplamda borcu daha da şişirerek günün birinde sert kayalarla toslayacaktı. Bugün işte o gün.
Dolar 6, bezin 7 lira olunca Bayram Tatilinde frene basarız, diye düşünmüştüm ki, İstanbul ve Ankara’dan yüz bin otomobilliyiğit Bodrum’u doldurdu. 9 günde tatil amaçlı iki bin kilometre yaklaşık 200 litre benzin.
Saadet Zincirinin kaynakları birer birer kurudu. Bir tek Katar, Türkiye’nin 3 ayda 21 milyar dolar açık veren ekonomisinin yükünü kaldıramaz. Yeni stratejik ortaklar? Rusya – İran, uzaktaki Çin? Rusya ve İran’da beş para yok. Çin ise her bakımdan çok uzak bize.
466 milyar toplam dış borcu oluşturanlar (Devlet – TUSİAD vd.) bir araya gelip ülkeyi eşiğine geldiği kuyuya düşmeden ortak bir yol haritası belirleyerek kurtarmalıdırlar. Son başbakanın devamlı iddia ettiği gibi “Ekonomimiz güçlüdür” şarkısına, eminim, ne Hazine ve Maliye Bakanı inanıyordur ne de Ayşe Teyze veya Ali rıza Bey Amca.
Güngör Uras’ın yokluğunu hissedecek, O’nun uyarı niteliğindeki yazılarını/söyleşilerini özlemle arayacağız. Allahtan rahmet diliyorum.

13 Ağustos 2018 Pazartesi

ONLARIN DOLARLARI VARSA… BİZİM DE HALKIMIZ, HALKIMIZIN DA BİR YIĞIN DOLAR BORCU VAR "MEHMET ARİF DEMİRER" -Bugünlerde dolar karşısında neden saat başı daha fazla Lira ödüyoruz? Çünkü; Halkımız, dolar cinsinde borçlanmış

ONLARIN DOLARLARI VARSA…
BİZİM DE HALKIMIZ, HALKIMIZIN DA BİR YIĞIN DOLAR BORCU VAR!.. 
Mehmet Arif DEMİRER

Bugünlerde dolar karşısında neden saat başı daha fazla Lira ödüyoruz? Çünkü; Halkımız, dolar cinsinde borçlanmış T. C. vatandaşları, vadesi gelmiş borçlarını ödeyebilmek için piyasa kurallarına uyarak değeri yükselmekte olan doları, hangi fiyatta bulurlarsa bulsunlar alıyor ve borçlarını ödüyorlar. Bu durumun Trumpla Mrumpla bir ilgisi yok. Çünkü, 16 yıldır Sıcak Para ve onu cezbeden yeteri kadar yüksek faiz ortamı artık yok ve Sıcak Para girişi durdu gibi. Çünkü, Türkiye her yıl en az 50 milyar dolar Cari Açık yazan bir ülke.
Çünkü, Türkiye çok borçlu bir ülke. 
NOKTA.
Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ithalat-ihracat dengesinin bulunduğu, döviz gelirlerinin döviz giderlerini tam olarak karşıladığı dönemlerin sayısı da çok azdır süresi de çok kısadır. Bu nedenle TL sürekli baskı altındadır. Hükümetler bu duruma rağmen mucizevi bir şekilde önemli yatırımlar gerçekleştirmişler ve Türkiye bugüne gelebilmiştir.
Şükran borçluyuz.
2001 Krizinden sayısız tavizler vererek IMF’den aldığımız 6.5 milyar dolarla çıkabilen Türkiye’ye bugün 65 milyar dolar yetmez. Bunu gören yeni Maliye Bakanı 16 yılıdır uygulanan mali politikaların radikal biçim ve ölçüde değişmesi gerektiğini anladı.Ancak bir önemli hususu görmemekte ısrar etmektedir: Söylemleri, sanki AKP 24 Haziran seçiminde iktidarı bugün muhalefete kayan başka partilerden almış izlenimi vermektedir.
Örneğin, eğer daha adil bir vergi sistemi getireceksek, bu, 16 yıldır pek de adil bir vergi sistemimizin olmadığının itirafı değil midir ? Maliye Bakanı açıklamalarında ısrarla yeni dönemde Merkez Bankasının mutlaka tam bağımsız olacağının altını çiziyor.
Bunu nasıl sağlayacaktır?
Bugün ülkemizde, “Bizim için her meselede yegane referans Kuran-ı Kerimdir” diyen bir zihniyet vardır. Bu beyan ile Tam Bağımsız Merkez Bakası nasıl bir arada uyum içinde olabilir?
2001 krizinde hükümetteki üç siyasi parti koalisyonu yanı sıra güçlü bir muhalefet vardı.
TBMM güçlü ve etkili idi.
2018-2019’daparlamento etkisiz. Muhalefet diye bir şey yok. Var olanlar kendi kendileri ile kavgalı. Basın yüzde doksan oranında yandaş. (Hürriyet rahatsız edici bir şekilde yandaşlaşıyor. YURT Gazetesi CHP İstanbul İl Başkanı Hanım ile mücadele ediyor.)
Bu durumda Türkiye neler yapabilir? 
Alternatifler neler olabilir?
Hiçbir şey.
Kriz derinleşir.
Hepimiz altında kalırız.
Yüz yıl önce Osmanlı’nın kaldığı gibi.
Başkalarını suçlamak yerine, vatandaşa doğruyu söyleyerek ve bile bile yapılan yanlışlardan vaz geçerek.
Türkiye süratle tasarruf seferberliği başlatmalı, açıkları asgariye indirmenin, SIFIRLAMANIN yollarını aramalı, bulmalı ve gerçekleştirmelidir.
Türkiye süratle döviz gelirlerini artırmalı, hangi sektör daha uygun bir konumda ise o sektöre öncelik ve her türlü akılcı teşvik verilmelidir. Örneğin, ithal girdisi olmayan gastronomi.
“Onların dolarları varsa…” diye başlayan beyandaki Allah ile dolar arasında nasıl bir ilişki olabilir anlayabilmiş değilim. ‘Halkımız’ ile ‘Allah’ arasında bir sözcük daha var o beyanda: Dolara karşı ‘Hakkımız’ konusu. Tam orada gerçekten çok büyük fırsat var elimizde. AİHM’nin 19 Haziran 2018 tarihli Cargill’in Orhangazi Mısır Şurubu Fabrikası ile ilgili. Trump’a en iyi anlayacağı bir üslupla, “Papazı veremiyoruz ama al sana bir yedek papaz: Cargill. AİHM’nin kararını uyguluyor, Türk adaletini delik deşik eden bu şirketin fabrikasını kapatıyor sahibini de geri gönderiyoruz…
Amerikalı güçten anlar, güçlünün de yanında olur.

6 Ağustos 2018 Pazartesi

Bülent ECEVİT’in Kurduğu Üç (3) ÇOK AYIPLI, Bir (1) AZ AYIPLI, Dört (4) HÜKÜMET "Mehmet Arif Demirer" BAĞIMSIZ–HALKÇI–MUHALİF GAZETE YURT’ta BİR MENDERES DÜŞMANI: İsmet Orhan

ECEVİT’in KURDUĞU 3 ÇOK AYIPLI,1 AZ AYIPLI, 4 HÜKÜMET
Ecevit’in kurduğu birinci AYIPLI HÜKÜMET, 14 Ekim 1973 seçimlerinde, nihayet TBMM’ne giren Erbakan’ın şu açıklamasından (12 Kasım 1973 tarihli Hürriyet Gazetesi) iki buçuk ay sonra, CHP – MSP arasında 26 Ocak 1974’de kurulan koalisyondu:
“Memleket sarhoş masalarında hazırlanan kanunlarla idare edilmemelidir. Bugün en iyi öğrenciler İmam Hatip Okullarında yetiştirilmektedir.
“Manevi sahada yapacağımız köklü değişiklikler arasında milli kıyafetlere aykırı giyim tarzları yasaklanacaktır.Hırsızlık yapan elin kesilmesi, kem gözle bakan gözün zayi edilmesi gibi şeri hükümler iktidara gelince getirilecektir.
“Hilafetin gelmesinin birçok faydaları olabilir. Siyasi faydaları da. Ben illa gelsin iddiasında değilim ama millet isterse herşey olur.”
Bu hükümette Erbakan bir Devlet Bakanlığı ile Adalet, İçişleri, Ticaret, Sanayi ve Tarım Bakanlıklarını aldı ve bu bakanlıklarda derhal aşırı sağ kadroların yerleştirilmesini başlattı.
Ecevit’in kurduğu ikinci AYIPLI HÜKÜMET, “kumar borcu bulunmayan” 11 Adalet Partisi milletvekiliCHP’ye transfer edilip her birine birer bakanlıkverilerek, Ocak 1978’de kuruldu. 1979 ara seçimleri ve Senato üçte bir yenileme seçiminde CHP hezimete uğradığı için istifa etmek zorunda kaldı.
Ecevit’in kurduğu üçüncü (AZ AYIPLI) HÜKÜMET çok kısa sürdü. Bu dönemde Ecevit ve eşi Rahşan Hanımefendi 18 Nisan 1999 seçiminin CHP adaylarını seçerken işin içine yine bir takımayıplar karıştı.Örneğin, Afyon listesinde Fethullah Gülen’in talebesi, tarikatçı (Nakşibendi) Gaffar Yakın. Bu kişi DSP Milletvekili olarak TBMM’ne girdi.
Ecevit’in kurduğu dördüncü ve de AYIPLI HÜKÜMET, 28 Mayıs 1999 tarihinde kurulan ünlü 57. Hükümet idi. Üç Başbakan Yardımcısı, (Devlet Bahçeli, Mesut Yılmaz, Hüsamettin Özkan) yanı sıra on altı normal bakan ve tam on dört Devlet Bakanı vardı 57. Hükümette.
Bu bakanlar sık sık değiştiler. İstifalar, aziller, yeni bakanlar derken (Hürriyet çetele tutmuş) Hükümette yaklaşık 40 ayda 58 değişik kişi bakanlık koltuğuna oturmuş.
En ayıplısı bu son Ecevit Hükümeti olmuş: Türkiye’ye 2001 krizini yaşatmış, Okyanus’un ötesinden Kemal Derviş’i getirmiş baş tacı yapmış ve Amerikalı Bush’un sevdalısı Amerikalı Cargill’in Bursa Orhangazi’de Türk Hukuk sistemini hiçe sayarak (aynen bugün Trumpgibi) kurduğu Mısır Şurubu Fabrikasını korumak için özel Bakanlar Kurulu Kararı bile çıkarmış.
En sonunda da havlu atarak erken bir seçim ile 2002’de Türkiye’yi % 34 oy ile tek başına iktidara gelen AKP’ye teslim etmiş.
Kemal Derviş geldikten sonra TBMM bir dizi kanun tasarısını görüşmüş ve kabul etmiş. Ben 3 ve 4 Nisan 2001 günleri görüşülenŞeker Kanununu inceledim ve zabıtları yakında yayımlanacak yeni kitabıma aldım. Kabul edilmeyen değişiklik önergeleri dışında 140 sayfa O kanun da ayıplar listesinde dimdik duruyor. O kanun ile oluşturulan Şeker Kurulu’nda Cargill’in temsilcisine TC Devleti tarafından maaş ödenmiş, dersem inanır mısınız?!...
Hiç kimse yanlış algılamasın, özellikle Kıbrıs parantezinde Rahmetli Ecevit ile çok yakın ve dostane bir ilişkimiz vardı. Bana ve özellikle babama karşı çok nazik ve saygılı idi.TBMM’de babamın vefatından sonra yapılan anma töreninde Hüsamettin Cindoruk ve kardeşim ile benim aramda saygı duruşunda bulunmuştu.
Bu hükümetler ayıplı idi çünkü, Ecevit; Menderes (1950 – 1960) ve 1965 – 1969 arasında Demirel’in yapmadığını yapmış, Aşırı Sağ’ı (Erbakan’ı) ilk kez Devletin içine sokmuştu. Daha sonraDemirel de aynı ayıba ortak (MC Hükümetleri) oldu. O da ayrı bir konu.
***
BAĞIMSIZ–HALKÇI–MUHALİF GAZETE YURT’ta BİR MENDERES DÜŞMANI
Üstelik tarih bilgisi de kıt ve yazısı yanlışlarla dolu: İsmet Orhan’ın 4 Ağustos tarihli yazısının (Menderes Olayı Devam Ediyor) Menderes ile ilgili bölümü şöyle:
“Cumhuriyet kurulduktan sonra, Mustafa Kemal Atatürk’ün “Tam bağımsız Türkiye” planlaması, Emperyal güçlere ülkenin kapılarını kapamıştı... Buna en çok içerleyen de ABD olmuştu... Bölge ülkelerinden sadece Türkiye’ye hükmedemiyorlardı...Ancak Atatürk’ün erken ölümü, Türkiye adına tüm kartların yeniden dağılmasına neden olmuştu...
“Kırk altı ruhu dediğimiz Demokrat Parti iktidarı, ABD’ye kapıları sonuna kadar açmıştı...
Marshall yardımları tatlı gelmişti. Arkasından, Milli ordunun NATO ordusu olması ipleri iyice ABD’nin eline vermişti... ABD’nin buyruklarından bunalan Menderes,
Milli duyguları ağır basınca, Çareyi Doğu Bloku’na yanaşarak halletmeyi hedeflemişti...
“İşte bu hedef, Menderes ve üç arkadaşının idam edilişinin belgesiydi... Katil Amerika, Halkın diline “Menderes’i asker astı, CHP astı” sloganını ezberletmeyi de ihmal etmemişti...ABD’ye ülkenin kapısının açılmasını hayatıyla ödedi merhum Menderes...”
Şimdi bu Masallardan sonra bir de Gerçeklere bakalım: 7 Aralık 1998 tarihinde İnönü Vakfı ve T. C. Dışişleri Bakanlığının Kahire’de düzenledikleri Uluslararası bir Panelde bildiri sunan Amerikalı dış politika uzmanı Prof.Weisband, bildirisinin sonunda “İnönü 1943 yılında Kahire Konferansında ilahi bir gerçeklilik göstererek yalnız Türkiye’yi değil, bütün Batı dünyasını kurtarmıştır” diyerek 2. Cumhurbaşkanının 2. Dünya Savaşı ve sonrasında izlediği dış politikayı hakkettiği yere kavuşturmuştur. Bildiride İnönü ve arkadaşlarının 3. Dünya Savaşına fırsat veremeyerek dolaylı olarak Soğuk Savaşı başlattıkları anlatılmıştır. Soğuk Savaş’ın ilk hamlesi 5 Nisan 1946 günü İstanbul’a gelen Missouri savaş gemisi idi. İnönü, 6 Nisan günü ziyaretine gelen Missouri komutanına “Amerikan Savaş gemileri bize ne kadar yakın olursa o kadar iyi olur” diye Türkiye – ABD yakınlaşmasını derinleştirmiş, bir yıl sonra Türkiye ile ABD arasında 12 Temmuz 1947 tarihinde ilk İkili Antlaşma imzalanmış, Türkiye bu antlaşma kapsamında ABD’den den ilk kez 100 milyon dolar değerinde askeri teçhizat, savaş uçağı ve karayolu yapımında kullanılan Amerikan iş makineleri almıştır.
Marshall Planı kapsamında hibe ve kredilere gelince. Bu fon, Savaş’a katıldıkları için ekonomileri çöken Avrupa ülkeleri için düşünülmüştü. Türkiye ise Savaş’a katılmamıştı. Plan kapsamına alınmamıştır. Ancak ekonomisi çok zayıflamıştı. Dövizi yoktu. Yatırım yapamıyordu. Öyle ki, Başbakan Saka, 18.9.1948’de tüketimi kısmak üzere şeker fiyatına uygun bir zam yapıldığını açıklamıştı: %60 ! 1948 yılında Türkiye Plan kapsamına alınmak için ABD nezdinde çok ricacı olmuş ve sonunda 4 Temmuz 1948’de ilk dilimi 10 milyon dolar Türkiye – ABD ekonomik İş Birliği Antlaşması imzalanmıştı.
NATO kurulduğu zaman üyelik için ilk başvuru CHP’nin son hükümeti tarafından yapılmış ve reddedilmişti. 18 Şubat 1952’de Türkiye NATO üyesi olduğunda ULUS Gazetesinin manşeti “Kuzey Atlantik Paktı’na resmen girdik. Barutçu (CHP Sözcüsü)muhalefetin görüşünü açıkladı: “CHP bu vesikayı memnunlukla karşılamaktadır.”
Menderes’in Doğu Bloku’na yanaşmasına gelince. 1959 yılında ABD, NATO müttefiklerine bilgi vermeden Sovyetler Birliği ile detant (buzları eritme) görüşmeleri başlatmıştı. Bu durum karşısında Türkiye Dışişleri Bakanı Zorlu, Menderes ve Bayar’a, Türkiye’nin kuzey komşusu ile ‘normal komşuluk ilişkileri’ başlatmasını önermiş ve ilk aşamada ekonomik değil, tıp alanındada birlikte neler yapılabilir konusunu araştırmak amacı ile Sağlık Bakanı Dr. Lütfü Kırdar Moskova’ya gönderilmişti. Getirdiği konu: İlk aşamada veteriner ilişkileri. Hayvanın komünisti olmuyor !... İsmet Orhan’a iki kitabımı acilen okumasını öneriyorum: İnönü’den İkinci Dünya Savaşı ve Uluslararası Antlaşmalar ve İlişkilerimizin Belgeleri (1936 – 1952)
Sayın İSMET ORHAN'ın yayına mukabil yorumu:
From: İsmet Orhan <ismetorhan.tr@gmail.com> Sent: Tuesday, August 7, 2018 12:25 PM
To: Mehmet Arif DEMİRER <demirer@kemalizm1938.org>

Subject: Re: doğru düşünebilmek için doğru bilgi gerek...

Bin yıl önce de doğsanız,
Olaylara duygusal bakmanız sizin gözünüzde doğruları yazanlar hep düşman kalmış ne yazıkki!
Ben hiç bir zaman Menderes düşmanı olmadım.
Sizin zihniyetinizdeki insanlar ( biat kültüründen gelmiş) işte bu vesilelerle insanları birbirine düşman kılıyor...
Tarihi sizden öğrenmeye ihtiyacım yok. Kaldı ki sizden öğrenmeye kalksam direk gerici olacağımı düşündüm bu yazınızda .
Bir kere doğru olsanız,
Kibar olursunuz!
İnsan olursunuz.
Beni hakaret diliyle Menderes düşmanı ve bilgisiz ilan edemezsiniz .
Siz kimsiniz ?
***
MEHMET ARİF DEMİRER BEY'İN "BU HİTABA" MUKABİL CEVABI:
Mehmet Arif DEMİRER <demirer@kemalizm1938.org> şunları yazdı (7 Ağu 2018 11:32):

İsmet Bey,
Bugün yayımlanan yazımı, özgeçmişimi ve ilginizi çekeceğini umduğum, 2015 – 2018 döneminde yayımlanan kitaplarımın listesini, ekte geçiyorum.
Menderes karşıtı yayınlar, 12 Eylül’ün ikiye böldüğü, Bn. Çiller ve Mesut Yılmaz’ın batırdığı, Merkez Sağ’ın seçmenlerini Japon yapıştırıcısı gibi AKP’ye eklemliyor.
Bugün acilen gerekli olan Cumhuriyetçiler ile Demokratların birleşmeleridir.
Menderes’i kimin astırdığını merak ederseniz, bkz. 5 Eylül 1961 tarihi ULUS Gazetesi.
Selam ve Saygılarımla.

<BAĞIMSIZ - HALKÇI - MUHALİF GAZETE YURT'ta BİR MENDERES DÜŞMANI.docx>
<özgeçmiş, 2018.docx>
<2015-2018 kitapların listesi.docx>

30 Temmuz 2018 Pazartesi

CHP’nin OYU NEDEN % 23’de SABİT OLARAK DURUYOR? "Mehmet Arif Demirer" “İYİ” DEYİNCE, BİR PARTİ İYİ OLMAYABİLİYOR, SEÇMEN DE LAZIM…

CHP’nin OYU NEDEN % 23’de SABİT OLARAK DURUYOR?
30 Mart 2014 günü yapılan yerel seçimlerde CHP, toplam oyların dağılımında % 27 küsur oy almakla birlikte İstanbul ve Ankara’yı alamamıştı. AKP’nin oyu ise % 45 idi ve İstanbul’u da Ankara’yı da kaptırmamıştı.
31 Mart 2014 akşamı CNN TÜRK’te Tarafsız Bölge programında konuşan CHP milletvekili (/uzmanlık alanı: iletişim) açıkça itiraf etmişti: “Seçmenle iletişim kuramıyoruz.”
Ben de kendisine bir eposta mesajı göndermiş ve “Bu durumda kapatın partinizi, demekki,son kullanma tarihini geçirmişsiniz,” demiştim.
Bu konu üzerinde, CHP seçmeni olmadığım için, bir daha hiç durmamıştım.
İlk kez bu yıl, 24 Haziran seçiminden yaklaşık bir ay önce, iki CHP milletvekiline bir şeyler sormam gerekti:
CHP Niğde Milletvekili Ömer Fethi Gürer ve CHP Bursa Milletvekili Orhan Sarıbal.
Önce Meclis’teki bürolarını arayıp yeniden aday olup olmadıklarını sordum. Her ikisi de aday olmuştu ve seçim bölgelerinde idiler.
24 Haziran seçimini sabırla bekledim.
Her ikisi de yeniden seçildiler.
24 Haziran’dan sonra bir hafta kadar bekledim ve danışmanlarını arayarak sorularımı yönelttim. Sorularımın cevapları danışmanları ile sayın milletvekilleri arasında 30 saniyeyi geçmeyecek birer görüşme ile alınabilir, danışmanlar da cevapları bana eposta ya da telefonla bildirebilirlerdi.
CHP Bursa Milletvekiline sorum, “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin Cargill’in Orhangazi NBŞ fabrikası hakkındaki kararını TBMM’ne taşıyacak mısınız?
CHP Niğde Milletvekiline sorum ise, “Bor Şeker Fabrikasının temel atma tarihi ve temel atma törenine kim katıldı, Erbakan mı?”
CHP Bursa Milletvekilinin danışmanına 12.7 günü ilk eposta iletisini göndermiş, 17.7 günü de ikinci bir mesaj ile hatırlatmışım. Cevap yok. Birincisine gelen kısa cevapta Sayın Milletvekilinin 24 Haziran’dan beri Ankara’ya gelmediği şeklinde idi. Ardahan’da imiş, daha sonra da Rize’ye gidecekmiş…
Niğde Milletvekilinin bürosundan ise yukarıda açıkladığım masum soruma bir cevap alamadım.
Ne demişti Melda Hanım?
“Seçmenle iletişim kuramıyoruz.”
Yanlış. Kuramıyor, değil, bilinçli olarak kurmuyorsunuz. Seçmen de kim oluyor, böyle sorular soruyor.?
Biz İngilizlerden iki şey almışız: Futbol ve parlamenter rejim. Futbolu, her takımız 5 – 6 yabancı oyuncu ile oynuyor, milli takımlar seviyesinde dökülüyoruz. Parlamenter rejimi ise hiç beceremiyor, kuralarına uymuyoruz. Bu sistemde parlamento üyesi bir milletvekiline bir soru yönetilince mutlaka cevap verilir. Verilmediği takdirde, bunu “seçmenle iletişim kuramıyoruz” diye geçiştiremezsiniz.
CHP böyle yönetildikçe, İYİ Parti de henüz siyasi bir parti olgunluğuna ulaşamadığı için, iktidardaki AKP – MHP ittifakı işlerini kolaylıkla sürdürürler. Kimsenin şikayet etmeye hakkı olmaz.
Yarın: İYİ Parti ve Genel Başkanı (?) Bn. Akşener.
“İYİ” DEYİNCE, BİR PARTİ İYİ OLMAYABİLİYOR, SEÇMEN DE LAZIM…
Bn. Akşener’e ANAYURT’ta28.2.2017 günü yayımlanan Açık Mektubum şöyle idi:
“Size olağan iletişim kanalları üzerinden ulaşamadığım için bu Açık Mektup yöntemini deniyorum.
“ANAYURT Gazetesinde 27 Martta yayımlanmak üzere bir HAYIR sayfası hazırlıyorum. bugüne kadar yazı rica ettiğim aşağıdaki kişilerden olumlu cevap almış bulunuyorum:
“Sayın Dr. Nilüfer Bayar Gürsoy
“Sayın Hüsamettin Cindoruk
“Sayın Gülsün Bilgehan.
“Cevap beklediğim kişiler.
“Sayın Deniz Baykal ve Sayın Metin Feyzioğlu.
“İstedim ki birlikte Meclis’te çalıştığınız Sayın Cindoruk, Üçüncü Cumhurbaşkanımızın kızı ve İkinci Cumhurbaşkanımızın torunu ile aynı başlık altında sizin de bir HAYIR yazınız olsun. Üstelik sayfanın başlığını şöyle tespit ettim: (Herhalde bu başlığa bir itirazınız olamaz?)
“ATATÜRK’e Saygılı Cumhuriyetçi Demokratlar HAYIR Diyorlar”
“Size ulaşmak için her yolu denedim: Kendi web sitenizden mesaj gönderdim. Sn. Cindoruk, 0506 333 3373 olarak bildiği numaranızı verdi. O numaradan size ulaşamadım. MHP’li bir arkadaşım 0533 ile başlayan başka bir numara verdi. O da “Geçersiz” çıktı !
“Türk Tarih Kurumu’ndan tanıdığım Sayın Y. Halaçoğlu’na bir eposta gönderdim:
“Yusuf Bey,
“2002 yılında, rahmetli Demirel’in de dinleyici olarak katıldığı Türk Tarih Kurumu Konferansında konuşmacı idim.Hafta 2 gün ANAYURT Gazetesinde köşe yazısı yazıyorum.2010 yılı referandumunda ANAYURT’ta 8 ve 9 uncu (göbek) sayfalarında bir HAYIR çağrısı düzenlemiştim. Ekli. Bu yıl da “ATATÜRK’e Saygılı Cumhuriyetçi Demokratlar HAYIR Diyor” başlığı altında sayfa düzenlemek istiyoruz. Amacım AKP ve HDP dışında önemsediğim kişileri bu söylem altında toplamak.Şu kişilerden 15-16 Martta yazı vereceklerine dair söz aldım: Nilüfer Gürsoy (Bayar’ın kızı), Hüsamettin Cindoruk, Gülsün Bilgehan, (İnönü’nün torunu)Meral Hanıma ulaşmak mümkün olmadı. 2 telefon numarası verdiler. Biri geçersiz çıktı diğeri cevap vermiyor. Kendi iletişim sayfasına mesaj göndererek eposta adresi istedim. Cevap alamadım. Sizde Meral Hanımın geçerli bir e porta adresi varsa, lütfen geçer misiniz? Saygılarımla.” TTK eski başkanından bir cevap alamadım.
“En son bir arkadaşım koruma görevlinizin numarasını buldu. Mehmet Bey ile konuştum. Mutlaka arayacağını söyledi ve aramadı.Sesinizi medya aracılığı ile duyurmak istediğinizi düşünmüştüm. Yanılmışım. Saygılarımla. Mehmet Arif Demirer. (Demokrat Parti eski GİK Üyesi (2009 – 2011) ve eski Genel Başkan Yardımcısı (1994 – 97), Demokrat Parti ile ilgili 21 kitabın yazarı. En sonuncusu: 27 Mayıs Masallar ve Gerçekler.Rahmetli Türkeş’in Yeni Delhi’den (1961 – 1962) Arkadaşı). Bu özellikleri olan bir kişi, MHP Genel Başkanlığı için uğraş veren eski DYP’li bir politikacı hanımefendiye ulaşamıyorsa, yorumunu siz yapın.”
2017 referandumundan kısa bir süre önce bu Açık Mektuba karşı sessiz kalan Bn. Akşener daha o tarihte kuracağı partinin kimliğini, misyonu belirleyememişti. 24 Haziran seçiminde gerek kendisiningerekse partisinin beklentilerin çok altında kalmasının nedeni ‘siyasi kimliksizlik’ Öyle olunca seçmen bocalıyor ve kimliği belli partilere yöneliyor.
24 Haziran günü İYİ Parti, MHP seçmenlerinden mi yoksa eski Merkez Sağ seçmenlerinden mi oy alacaktı, belli değildi. MHP’nin bile altında kaldı. Siz ise, % 7.3 ile…

23 Temmuz 2018 Pazartesi

TÜRKİYE AYHAN OĞAN’ın YENİ TÜRKİYE’SİNE NASIL GELDİ, (Bölüm: 1 ve 2) -"Mehmet Arif DEMİRER" - 16 Nisan 2017 referandumu ve 24 Haziran 2018 seçimleri ile adına ‘Yeni Türkiye’ mi dersiniz yoksa ‘Osmanlı’ya Dönüş’ mü (uygulamada göreceğiz); değişik, tüm yetkiler, ancak beş yılda bir sandık başında sorgulanabilecek devlet modeline giriyoruz.

TÜRKİYE, AYHAN OĞAN’ın YENİ TÜRKİYE’SİNE NASIL GELDİ (1) 
Mehmet Arif DEMİRER
16 Nisan 2017 referandumu ve 24 Haziran 2018 seçimleri ile adına ‘Yeni Türkiye’ mi dersiniz yoksa ‘Osmanlı’ya Dönüş’ mü (uygulamada göreceğiz); değişik, tüm yetkiler, ancak beş yılda bir sandık başında sorgulanabilecek devlet modeline giriyoruz.

ATATÜRK’ün Şeker Şirketi ve Cargillerin mısır Şurubu başlıklı kitaba son noktayı biraz önce koydum. Şeker Şirketi bölümü 380 sayfa oldu. Bu, 1976 yılına kadar mükemmel işleyen şirketin o tarihte başına gelenler, Türkiye genelini o kadar güzel anlatıyor ki, şaştım kaldım.

Türkiye’nin devasa sorunlarına Cargillerin mısır şurubunu da ekleyen hükümetlere baktıkca şaşkınlığım bir kat daha arttı: Özal ve ardından gelenlerin tümü !

Türkiye’nin sağlam bir Merkez Sağı vardı. Siyasi hayatının birinci dönemini (1932 – 1938) ATATÜRK’e yakın durarak olgunlaştırmış, ikinci döneminde (1946 – 1960) ise Menderes ile 1938 Türkiye’sini (ki, 1918’e kıyasla gerçekten yeni idi) altmışlı yıllara taşımış, TSK’yı çok güçlü (ama darbe de yapabilen) bir kuvvet haline ve ülkeyi uluslararası alanda son derece saygın bir konuma getirmiş olan Celal Bayar’ın kurduğu Demokrat Parti, o sağlam Merkez Sağ’ı oluşturmuştu. 27 Mayıs’ta devriliverdi. Yine de 1965 seçimleri imdada yetişti ve Demirel fırtınalı sularda hırçın bir muhalefet ile boğuşurken çok yararlı işler yaptı. Köy yolları, birinci köprü, GAP, O’nun eserleridir. 12 Mart ile ev hapsine (!) gönderildi.

12 Marttan sonra Merkez Sağ’ın çoğunlukta olduğu parlamentoya Nihat Erim gömleği giydirilmeye çalışıldı, Türkiye 50inci yıla 1973 seçimleri ile girdi ve bölündü. Ortaya Erbakan çıktı ve Ecevit ile Hükümet oldu. Devlette Aşırı Sağ kadrolaşması başladı.

Erbakan’ın MSP’siile kendi içinden kopan küskünlerin kurdukları Demokratik Parti sayesinde artık tek başına iktidar olamayan Adalet Partisi, 1975 yılında Ecevit’in bir yıl önce yaptığı hatayı tekrarladı, Erbakan’ı bir defa daha hükümet ortağı yaptı. Bu dönemde devletin kadrolarını Arapça logoları bulunan dergi kapaklarında, “29 Ekim’de Bayram Olmaz” diyen kişiler doldurmaya başladılar. Erbakan’ın izlerini Şeker Şirketi’nde degörüyorsunuz. Erbakan 1976 yılında birkaç ay içinde 7-8 şeker fabrikasının temelini atarak şirketin sağlam yapısının yıpranması sonucu doğuran adımları atmış. MC Hükümetinde hem Sanayi hem de Tarım Bakanlıkları MSP’ye bırakılmıştı.

Merkez Sağ’ın yıpranması ile Şeker Şirketi’nin yıpranması aynı tarihlerde aynı kişiye (Erbakan) dayalı olarak sürmüş.

Ardından gelen 12 Eylül ise Merkez Sağıtam ortasından ikiye bölmüş. Türkiye 12 Eylül’den bir süre sonra Cargillerle tanışmış (1986 – 1993), şeker pancarı tarımı gibi hayati önemi olan bir sektörün temel-taşları yerinden oynamış, dengeler alt üst olmuş.

Vatandaş yine de 1987 seçiminde Özal’ın ANAP’ına % 27ve Demirel’in DYP’sine % 24 (toplam Merkez Sağ % 51) oy ile“Aklınızı başınıza toplayın, birleşin” mesajları vermeye çalışmış. Bu mesajları duymak yerine 1989’da Özal, 1993’de Demirel, Cumhurbaşkanı olmak uğruna partilerini (sorumluluklarını) terk ederek koşmuşlar bugün demode olan Çankaya’ya. Merkez Sağ, Bn. Çiller ile Mesut Yılmaz’a teslim edilmiş.

İşte ondan sonra çöküş hızlanmış; ülke57inci hükümet gibi bir koalisyon ile 2001 krizine, şeker sektörü de 4 Nisan 2001 günü kabul edilen Şeker Kanununa sürüklenmiş. Aynı aylarda Cargill de Osmangazi Köprüsünün güney ayağına 31 km uzaklıkta bir tarım arazisinin 220 bin m2’lik bölümüne kocaman bir mısır şurubu fabrikasını, gecekondu gibi konduruvermiş. Bir avuç Bursalı çevreci-hukukçular konuyu takip etmiş ve AİHM’den yeni bir karar çıkarmışlar.

57inci hükümet ekonomiyi batırdıktan sonra AKP gelmiş ve Bn. Çiller ile Mesut Yılmaz sayesinde tek başına iktidar oluvermiş, nerdeyse on altı yıl önce. Birimci bölümün sonu !

TÜRKİYE, AYHAN OĞAN’ın YENİ TÜRKİYE’SİNE NASIL GELDİ (2) 
Mehmet Arif DEMİRER
AKP, 2002 Yılı Kasım ayından beri tek başına iktidar. Bu durumu kendisi dışında şu kişiler hazırladılar: Bn. Çiller- Mesut Yılmaz ikilisi, CHP Genel Başkanları (Baykal – Kılıçdaroğlu) ve Baş Destekçi Bahçeli. Yaklaşık 16 yıl. Tek bir defa, 7 Haziran 2015, Meclis’teki çoğunluğu kaybetti ise de hemen allem kellam ve Bahçeli’ye selam, o Meclis çalıştırılmadı ve 1 Kasım 2015’de yitirilen çoğunluk geri geldi.

2017 yılında tartışmalı bir referandum sonucu Anayasa değiştirildi. HAYIR diyenler % 49’da kaldık ama 30 büyük şehrin 18’inde % 50’nin üstündeydik. 2019 son baharında yapılacak cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimlerinden önceki yerel seçimlerde AKP’nin İstanbul ve Ankara’yı da kaybedeceği hesaplanıyordu. Cumhurbaşkanı seçiminde Bn. Akşener heyecanlı bir aday olacak gibi idi. CHP de herhalde doğru dürüst bir aday çıkarırdı.

Derken yeni Bahçeli desteği ile cumhurbaşkanı ve milletvekili seçimleri öne alındı, Bahçeli ve partisini kurtarmak için de Cumhur İttifakı icat edildi. % 10 baraj olduğu yerde kaldı.

Bunlar o kadar ince hesaplar ve tuzaklarla dolup taşan formüllerdi ki, CHP bir büyük hata daha yaptı, 1974 yılını anımsatırcasına, Saadet Partisi ile ittifak yaptı: Millet İttifakı.

Ecevit de 1974 yılında başbakan olabilmek için Erbakan ve partisini hükümet ortağı yapmış, başka anlatımla aşırı sağ kadroları devletin içine sokmuştu.

ATATÜRK ise Menemen Olayı’ndan sonra “Nakşibendi Tarikatını ezin, yok edin” demişti.

Millet İttifakı’na giren İyi Parti ne kendine ne de İttifak’a yaradı. Cumhurbaşkanı olacağını ilan eden Bn. Akşener % 7.3’de kaldı. Erbakan’ın partisi klasik % 2 – 3 oyu bile tutturamadı.

Sonuçta ilk roundu Ayhan Oğan kazandı, Erdoğan tek adam yönetiminde Cumhurbaşkanı seçildi (% 52.6)

AKP, destekçisi MHP ile Meclis’te çoğunluğu korudu.

İyi Parti, parti olamamanın Bn. Akşener ise % 7.3’ün sancıları ile boğuşacak gibi.

CHP’ye gelince… Bu parti geçmişteki yanlışlarını değerlendiremiyor. Ecevit kadar aceleci (MAN Adası Belgelerinin zamanlaması), fırsatları birer birer kaçırmaya devam ediyor. Muharrem İnce, % 30 ile yetinip, 25 Haziran günü yerel seçimlerde İstanbul adayı olmak istediğini açıklasa idi, 9 ay sonra İstanbul Belediye Başkanı olur, bir sonraki cumhurbaşkanı seçimine 20 milyonluk şehrin patronu olarak hazırlanabilirdi. Bu fırsat da gitti.

Böyle olunca 2018’de her an krize dönüşebilecek kırılgan bir ekonomiye, altüst olmuş bir eğitim sistemine, iflas etmiş tarım sektörüne ve burnumuzun ucunda devasa sorunlar yaşayan komşularımıza (İran da her an patlayabilecek barut fıçısı gibi) rağmen Ayhan Oğan’ın Yeni Türkiye’sinin Erdoğan’a desteği sürüyor. O kadar sürüyor ki, AKP; Türkiye’nin Hazinesinin damada, tarımınınhobbyleri uçak pilotluğu ve yamaç paraşütçülüğü olan bir kişiye teslim edilmesinden tedirgin olmuşa benzemiyor, ya da böyle bir şey duyulmuyor.

Olaylar bu çizgide sürer ise neler olabilir. İlk hedeften başlayayım AKP yerel seçimlerde büyük başarı sağlar (eğer bu arada ekonomide 2001 Krizine benzer bir durum yaşanmaz ise, ki, bunu hiç kimse istemez). İstanbul, Ankara, Adana, Bursa’yı kesin kazanır, İzmir’i zorlar. Sıcak para gelmeye devam eder. Cari açık daha da büyür. Ama 3. Havalimanı görkemli bir törenle açılır. Adı ‘ATATÜRK’ olmaz. Kanal İstanbul’da hafriyat başlar !
İŞTE O "MENFUR" BELGE. BAKIN NE DEMİŞTİ?..
merhaba,

Sayın Demirer' in  tahlilini okudum.Bakış açımızın genişliği analizlerimize ve  dolayısı ile sonuca etki eder.
Var olan bakış açısında değerlendirme doğru olabilir.Ama 1946 dan beri  siyaseten var olan bu bakış açısının sorunlarımızı çözmede yetersiz kaldığını anlamalıyız.
M.Kemal' in bakış açısını hala toplum olarak idrak edemediğimizi düşünüyorum.
Önderimizin yaptıklarını ve kişilik özellikleri bilmek yeterli olsaydı bugünleri yaşamazdık.
Demekki hala eksiğimiz var.
Bu eksikliği sorguladığımda ;
1- Bütünü görememe alışkanlığı-bu alışkanlık 1950 den sonra dünya literatürüne sistem yaklaşımı disiplini olarak girmesine rağmen önderimiz tarafından 1920 lerde "T.C. Devleti kendine has bir sistemdir" şeklinde ifade edilmiştir.Sistem yaklaşımı disiplini bize öğretilmediğinden Devlet sistemimizi de  tam ve doğru anlayabilmemiz mümkün olamamıştır. 
Sistem bilincinin temeli  dünyayı farklı  kavrayış biçimi olup,bireyin sistemin diğer bileşenlerinden biri olduğu ve   diğer bileşenleri değiştirme düzenleme   hak ve yeteneğinin de  olduğunu(ilkeler zemininde) anlamasını sağlar.Bu durumda her birey,  konu ile ilgili kendini donatıp tutarlı davranabildiğinde istediği sonuçları ala bileceğini kavrar. Böylece azim ve kararlılığı oluşur.Başkasından önce kendine güvenmeyi öğrenir.
Bu bağlamda  düşündüğümüzde  parlamenter sistem ile hak talebi yetki ve sorumluluk  özgür ve bağımsız düşünebilen yetkin  vatandaş  hedefinden  alınarak partilere  giderek parti yetkililerine ve daha sonrada parti başkanına  terkedilmiştir. Ve bugün RTE örneği ile partilerden de alınarak tek adama teslim edilmiştir.
2 - Geleneksel toplum ile bilim toplumu arasındaki fark-YY.lar boyu  oluşmuş Osmanlı geleneğinin bireylerde  oluşturduğu düşünme ve davranış alışkanlıklarını değiştirecek uygar topluma  evriltecek  çabalar -uretim ve uygulamalar  tüm topluma maledilememiştir.
Geleneksel toplumlarda bireyler  doğrudan düşünme- özne odaklı düşünme alışkanlığını edinir.Özneler sıfat kelimelerdir ve görecedir. Göreceliklerin bizi birleştiremeyeceğini anlamalıyız.
Bilim toplumlarında ise birey,döngüsel düşünme-süreç-etkileşim odaklı düşünme alışkanlığı edinir. Süreçte herkes vardir,birlikte düşünme,paylaşma,üretim vardır.Bizi birleştirecek olan BU TUTUMDUR.
Süreçte özneler zaten vardır.Ama Özne odaklı düşünmede süreç ıskalanır, ötelenir,dikkate alınmaz.
10 kasım 1938 den bu yana  alışkanlıklarımız bizi bilim toplumuna evriltmede engel oluşturmuştur.
Her insanı kendi aklı  yönetir ama en çokda alışkanlıklarımız ile hareket ederiz.Edindiğimiz bilgiler bize yaşamda eşlik edip uygulamada var olamıyorsa  o bilgilerin yaşamımızı ileri taşımada ezberde kaldığını anlamak hiçde zor değildir.
Yani Cumhuriyet görgüsü oluşamamıştır. Bunun da en önemli nedeni CHP den başlayan sekter tutumların bugüne kadar kemikleşerek gelmesidir.
Bu sekterlikten kurtaracak olan tutum ise önce demokrat olabilmektir.Herkese karşı her durumda ve her zaman adil ve tutarlı olabilmek   hep beraber uygarlığa yürüyebilmemizin anahtar tutumudur.
 Sonuç;Özneleri eleştirmekle bir yere varamayız Görecelikler  bizi ayrıştırmaya hizmet eder.
İlkeler yönderliğinde    yanlışları kişiselleştirmeden  rasyonel aklımızı inşa ederek her vatanseverin aklını  katabileceği bir  çalışma zemininde yürümemiz gerekir.
Bakış açımızı bu bağlamda değiştirdiğimizde çözümün avucumuzda olduğunu farkedeceğiz.
Esenlik dileğimle,
müge gülses

21 Temmuz 2018 Cumartesi

Kıbrıs barış harekâtı'nın 44. Yılı ve özgür kıbrıs türkleri anısına: günün haberi "mehmet arif demirer" devlet bahçeli ile denktaş adına görülecek bir hesabım vardı!... Sayın devlet bahçeli'ye açık mektup


DEVLET BAHÇELİ İLE RAUF DENKTAŞ ADINA GÖRÜLECEK BİR HESABIM VARDI!..
Denktaş Bey’e söz vermiştim, “Günün birinde bu hesabı görecek ve kapatacağım” diye. Bugün, o sözü yerine getiriyor ve borcumu ödüyorum.Aşağıdaki 7 maddelik metin Denktaş Bey’in 16 Nisan 2004 sabahı bana ve rahmetli Kamil Raif Bey’e, “KKTC seçmenlerinin, 24 Nisan Referandumunda bir yanlışlık yaparak EVET demelerini önlemek için bir HAYIR kampanyası başlatacağım. Şu metni AKP dışındaki siyasi parti genel başkanlarına imzalatıp en geç Salı gününe kadar gönderin.” 16 Nisan Cuma idi.
Devlet Bahçeli Beyin İMZALAMADIĞI, Denktaş Bey’in HAYIR Kampanyası Metni:
1 – Annan Planı’nın bilinen yönleriyle, KKTC’yi temelden yok edeceği, Kıbrıs Türk Toplumunu ekonomik ve sosyal baskılar altında bırakacağı açıkça görülmektedir.
2 – Plan’ın pek çok yönü olduğu ve 24 Nisan tarihine kadar bütün bunların halka anlatılmasına olanak bulunmadığı da bir gerçektir.
3 – Plan bu hali ile uygulamaya konduğunda, masa başında anlaşamayan ve yıllardır ihtilaf halinde bulunan iki toplum, bir arada yaşamaya zorlanmış olacaktır. Bu ise gerek Ada gerek Bölge barışını büyük ölçüde tehlikeye sokacak bir durumdur.
4 – İçeriğini tam olarak bilmedikleri bir Plan’a ‘EVET’ demek için zorlanan, adeta dönüşü olmayan bir yola sokulan Kıbrıs Türk toplumuna büyük bir haksızlık yapıldığı kanaatindeyiz.
5 – Kıbrıs Türk halkının bu Plan’a ‘HAYIR’ demek hakkına da sahip olduğunu bu vesile ile beyan etmek isteriz.
6 – 24 Nisan Referandumundan ‘HAYIR’ çıkması halinde, bunca baskıya boyun eğmeyen bu değerli topluma bütün Dünya ister istemez saygı duyacaktır.
7 – Keza, Referandumdan ‘HAYIR’ çıkması halinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kadar, Türk Milleti, KKTC’nin yücelmesi ve güvenliği için, her türlü maddi ve manevi desteği, artan bir şevkle vermeye devam edecektir.
Aşağıdaki paragraflar da Devlet Bey’in, 15 Temmuz 1999 günü Denktaş Bey’in TBMM’deki tarihi konuşmasından sonra söz alarak yaptığı uzunca konuşmadan alınmıştır: “Türkiye, her şeye rağmen, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin arkasında durmak zorundadır; çünkü, Türkiye’nin vereceği her taviz, Kıbrıs Türklerini 1974 öncesine götürecek yolun açılmasına zemin hazırlayacaktır.
“Diğer taraftan, Kıbrıs’ta atılacak her geri adım, Türkiye’ningüvenliğini tehlikeye düşüreceği gibi, bütün uluslararası ilişkilerinde zemin ve itibar kaybetmesine yol açacak, başta komşuları olmak üzere, Türkiye’den, diğer konularda tavizler beklenmesini beraberinde getirecektir…
“Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin bir gerçek olduğunun ve ebediyen var olacağının, bir çözümde esas teşkil etmesi gercekliğinin altını çizmek gerekir. Kıbrıs Rum yönetimi ve Yunanistan’ın değişmeyen politikası ortada dururken, çözüm adına bazı tavizlere yol açabilecek, özellikle de, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinin varlığını esas almayan görüşmelere devam etmenin anlamı yoktur."
Hangi Bahçeli'ye inanalım? 15 Temmuz 1999'da hamasi nutuk atana mı, 24 Nisan Referandumundan EVET çıkmasını isteyen AKP Hükümeti'ne, bugün olduğu gibiher konuda kayıtsız şartsız teslim olarak KKTC'yi bile gözden çıkaran 2004 model Bahçeli'ye mi?
Denktaş Bey'in hazırladığı HAYIR kampanyası metnini tereddütsüz imzalayanlar (ıslak imzalı metin bende): Ecevit, Yazıcıoğlu, Kutan ve Perinçek. İmzalamayanlar: Baykal, Ağar, Bahçeli.



Mehmet Arif Demirer, Hedefi ‘Kemalist – demokrat TÜRKİYE’ olan Dergi - Güncel Yazılar No 2 – 14 Temmuz 2015, Çökertme Caddesi No 67/191–Yalıkavak–Bodrum, demirer@kemalizm1938.org 0252 385 4423 - faks 0252 385 5443 demirer@dp1946.org

SAYIN (MHP BAŞKANI) DEVLET BAHÇELİ’ye AÇIK MEKTUP
Size; 7/8 Haziran gecesi alelacele neden Ana Muhalefet görevini benimsediniz, diye sormayacağım.
CHP’ni adayını HDP desteklerse bizim oylarımız geçersiz olur, demişken kendi adayınızın HDP’nin desteği olmadan seçilebileceğini, seçilmesini talep ettiğinizi nasıl düşündünüz, diye de sormayacağım.
Sık sık değişen Kırmızı Çizgilerinizin son şeklinde ilk sırada yer alan ‘PKK’nın silah bırakması’ konusunu koalisyon şartı olarak kime yönlendirdiğinizi hiç sormayacağım, çünkü bu şart, olsa olsa, idam cezasını ömür boyuna dönüştürdüğünüz Öcalan’a dayatılabilir.
Sormam gereken şu soruyu da sormayacağım, ilk seçimde kendi seçmeniniz soracak ve gereğini yapacaktır: “Allah aşkına; 7 Haziran öncesi meydanlarda bağıra bağıra ülkeyi AKP’den kurtaracağınızı vaat ettiniz, toplu olarak % 59 oy verdik, neden iktidar olup AKP’nin tahribatını düzeltmeye başlamıyorsunuz?”
Size ne soracağım Sayın Devlet Bahçeli, merak ediyor musunuz?
Önce, 2004 yılına dönelim. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nin ortadan kalkmasına yönelik 24 Nisan 2004 Referandumunda AKP Hükümeti tarafından dayatılan ‘EVET’ kampanyasına karşı Denktaş’ın ricası doğrultusunda hazırlatılan Bildirideki şu cümleleri dikkatle okuyalım.
“Annan Planı’nın bilinen yönleriyle, KKTC’yi temelden yok edeceği, Kıbrıs Türk toplumunu ekonomik ve sosyal baskılar altında bırakacağı açıkça görülmektedir.
“İçeriğini tam olarak bilmedikleri Annan Planına ‘Evet’ demek için zorlanan, adeta dönüşü olmayan bir yola sokulan Kıbrıs Türk toplumuna büyük bir haksızlık yapıldığı kanaatindeyiz.
“24 Nisan Referandumundan ‘HAYIR’ çıkması halinde bunca baskıya boyun eğmeyen bu değerli topluma bütün Dünya ister istemez saygı duyacaktır.
“Keza Referandumdan ‘HAYIR’ çıkması halinde, Türkiye Cumhuriyeti Devleti kadar, Türk Milleti, KKTC’nin yücelmesi ve güvenliği için, her türlü maddi ve manevi desteği, artan bir şevkle vermeye devam edecektir.” Şimdi imza durumuna bakalım. Hiç tereddüt etmeden imzalayanlar: M. Yazıcıoğlu, B. Ecevit, R. Kutan ve D. Perinçek. Adının karşısında imza yeri boş duran: Devlet Bahçeli.
Sorumu soruyorum: Bu mudur MHP’nin Türk Milliyetçiliği anlayışı? Eğer bu ise, 23 Kasım 1961 günü 3 gün için gittiğim ancak, tanıyınca 30 gün kaldığım Hindistan’da ve daha sonra İngiltere’de, Almanya’da ve ikimiz de yurda döndükten sonra Türkiye’de sık sık görüştüğüm, mektuplaştığım (O’nun bana mektuplarını yayımladım) TÜRKEŞ ile ortak noktamız olan ‘Tüm Dünya Türkleri Bizimdir’ anlayışı (eskiden Turancılık, derlerdi) ile bu bildiriyi imzalamayan düşünceyle ve tutumla taban tabana zıt değil midir??? Sn. Mehmet Şandır’ın size getirdiği Bildiriyi neden imzalamadığınızı öğrenememiştik. On bir yıl sonra lütfeder açıklarsanız çok memnun olurum. Türkeş’in ve Denktaş’ın ruhları rahatlar

10 Temmuz 2018 Salı

"TÜRK ÇİFTÇİSİ BORÇLU DOĞAR, BORÇLU YAŞAR VE BORÇLU ÖLÜR" Mehmet Arif Demirer (ANAYURT Gazetesi, ANKARA: 10 Temmuz 2018 - Salı)

TÜRK ÇİFTÇİSİ BORÇLU DOĞAR, BORÇLU YAŞAR VE BORÇLU ÖLÜR
Mehmet Arif Demirer
[ANAYURT Gazetesi, 

10 Temmuz 2018]
1988 Yılında bir son bahar günü Türkiye Ziraat Odaları Genel Başkanı rahmetli Osman Özbek ile Türkiye’de temsil ettiğim, Türkiye Zirai Donatım Kurumu ile 1975 yılında imzalanan 20 yıl süreli Lisans Antlaşması kapsamında traktör üretmekte bulunan Steyr Daimler Puch şirketinin davetlisi olarak, Raiffeisen Kooperatif ve Banka sistemini incelemek üzere Avusturya’ya gitmiştik.
Steyr traktör fabrikasına yakın bir Raiffeisenkooperatifi yerleşkesinde (yaklaşık 2 futbol sahası büyüklüğünde) gördüklerimiz ve öğrendiklerimiz:
Çiftçi ürettiği tarımsal ürünü kooperatif yerleşkesine getiriyor, kontrolü kantarda yapıldıktan sonra siloya boşaltıldığı an bedeli Raiffeisenbank’taki hesabına alacak kaydediliyor.
Yerleşkede şu değişik mal ve hizmetleri, hesabına borç yazılmak kaydıyla, beş kuruş ödemeyapmadan satın alabiliyor:
Her türlü yiyecek – içecek;
İş giysileri ve ayakkabıları;
Yeni veya 2. El Traktör, yedek parçaları ve periyodik bakımlar vd.;
Akaryakıt ve madeni yağlar;
Tohum, gübre, tarım ilaçları, beslediği hayvanları için çeşitli yemler;
KISACA, TÜM İHTİYAÇLARINI
BEŞ KURUŞ ÖDEMEDEN!

Banka ile yılda en az bir kez hesaplaşan çiftçi, borçlu kaldı ise kendisine uygun faiz ve taksitli kredi öneriliyor.
Osman Beyin bu tablo karşısında, ağlamaklı, “Bütün bunlar benim çiftçime neden sunulmuyor?” dediğini çok iyi hatırlıyorum.
Oysa 1951 yılında yeni bir programla 11 şeker fabrikası yatırımına başlayan Şeker Şirketi (Türkiye Şeker Fabrikaları A.Ş.);
1951 yılında Pancar Ekicileri Kooperatiflerinin kurulmasını sağlamış (daha sonra yerel Kooperatifler, Birliklerini – PANKOBİRLİK – kurmuşlar),
1953 yılında Eskişehir’de Pancar Kooperatifleri Bankası A. Ş.’yi kurmuş ve sermayesine katılmıştır.
Daha sonra Ankara’ya nakledilen ve ŞEKERBANK adını alan bu banka, Raiffeisen Sisteminin banka unsurunu oluşturmak hedefini taşıyormuş; PANKOBİRLİK de sistemin kooperatif unsuru olarak planlanmış. PANKOBİRLİK o yıllarda ŞEKERBANK’ın hissedarı.
Daha sonra, tipik Türk işi, bütün unsurlar hazır iken helva bir türlü yapılamamış çünkü ŞEKERBANK sistemden kopmuş, İstanbul’a taşınmış ve tarımı unutmuş. Böylelikle Raiffeisen sisteminin temel unsuru olan finans desteği ortadan kalkmış.
Bugünlerde, 3 ve 4 Nisan 2001 günleri TBMM’deki Şeker Kanunu görüşmelerini okuyorum. Milletvekillerinin Bakan’a en çok yönelttikleri ve Bakan ve diğer yetkililer tarafından somut bir şekilde cevaplanamayan soru, pancar ekicilerinin aylar önce teslim ettikleri pancarların bedellerini ne zaman tahsil edecekleri hakkında.
Sonuçta yazının başlığına ve Osman Beyin söylediklerine geliyoruz. Kendi ücretini/maaşını hiç aksattırmadan alan politikacı – bürokrat ikilisi nedense çiftçi alacakları konusunda son derece gevşek olabiliyor. Kendilerine şu soruyu sormak gerek:
Hangi hakla böyle davranıyorsunuz?
Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın yeni sistemde ülke tarımını kime teslim edeceğini çok merak ediyorum. Tarımdan sorumlu yeni bakanı yakinen takip edeceğim. Umarım her şeyden önce Menderes gibi tarımı seven birisi olur, Özal gibi tarıma uzak duran ya da Ecevit gibi tarımı anlamayan birisi olmaz.
NOT: Bu yazı gazeteye gönderildikten sonra açıklanan yeni Tarım ve Orman Bakanı sizce kime daha çok benziyor?
Menderes ?
Özal ?
Ecevit ?